otoriteye boyun eğmeyi reddederek daha adil ve özgür bir yaşamın mümkün olabileceğini savunan 68 kuşağı aydınlarının direniş hikayelerinden birini okuyoruz romanda. baş karakterimiz selim de deniz gibi, hüseyin gibi, ahmet ya da mehmet gibi eşitsizliğe ve adaletsizliğe karşı durmaktan çekinmeyen ve gençliğin düzeni değiştirebileceği umudunu taşıyanlardan yalnızca biri. romanda selim ve ailesinin kurgusal hikayesini okumuyor, dönemin zorlu şartlarına şahit olup yaşananların gerçeklikle tamamen örtüştüğünü, hatta hafifleterek kaleme alındığını biliyoruz.
bir gece polisler tarafından ansızın içeri alınarak karakteri, kişiliği, sevdikleri ve sevmedikleriyle var olan selimin kimliğinin silinişini, artık yalnızca bir mahkum, hatta bir hain etiketiyle var olmaya devam ederken kızı ve eşine olan aşkına sıkıca tutunup yalnızca onlara tekrar kavuşabilme umudundan aldığı günle geçirdiği zorlu günlere tanık oluyoruz.
livanelinin karalama defterini bile hayranlıkla okuma potansiyeli olan biri olarak bu romanı da severek okudum. toplumsal hafızamızda acılı izlerle kazınan bu kuşağın boğaz düğümleyen hikayesi çok daha hissettirilerek, çok daha fazlasıyla yazılmalıydı diye düşünüyor, fakat kaleme alınan hiçbir romanın yalnızca yazarın tekelinde olmadığının bilinciyle bu noktada kendisini eleştiremiyor, yalnızca mevcut duruma tekrar üzülmekle yetiniyorum.