Yazarın kalemiyle tanıştığım ilk kitap kendisi. Köyden kente göç, toplumsal roller, batıl inançlar, hurafeler, yalnızlaşma… Hepsinden birer parça buluyoruz. Kitabı okurken çok fazla dağıldığım oldu, çünkü yazarın kullandığı yerel dil, üslubuna alışmamı güçleştirdi. Kitap belli bir olay örgüsünden yoksun ve özellikle kentte yaşanan olaylar sürekli bir döngüye giriyor. Bazen masal mı okuyorum, roman mı diye düşündüm. Fantastik öğeler o kadar fazla ki, gerçeklikle hayal birbirine fazlasıyla karışıyor. Bu konuda yazarın anlatımını çok başarılı buldum; gerçeğin ve hayalin iç içe geçmesi, kitaba özgün bir atmosfer katmış.
Kitapta beni en çok etkileyen karakter Dirmit oldu. Toplumsal roller, onun üzerinden verilmiş. Atiye, diğer evlatlarına aşırı düşkünken, Dirmit’e hep zorluklar çıkarıyor. Dirmit, neye elini atsa, annesi sürekli köstek oluyor ve aklını yitirdiğini söylüyor. Doğumunda, Dirmit’e cinli olduğunun söylenmesi, tüm hayatı boyunca batıl inançların yükünü taşıyan bir karakter haline gelmesine neden oluyor. Onun bu içsel savaşı ve yalnızlaşması, kitaba derin bir dramatik boyut katıyor.
Dirmit bir bireyin değil, aynı zamanda bir toplumun da öyküsüdür. Her karakterin içinde bulunduğu dünyayı anlamaya çalışırken, toplumsal kalıpların, geleneksel rollerin ve batıl inançların ne denli yıkıcı olabileceğini gözler önüne seriyor. Yazarın derinlemesine işlediği duygusal çatışmalar, toplumsal gerçeklik hakkında düşünmeye yönlendiriyor.
Hala bir yerlerde Dirmitler var, ne yazık ki..
Kitapla iyi ki tanışmışım.