Aşk öylece geldi. Aralarına girdi.
Ama ayırmadı birleştirdi.
Öznesi çiftse de eylemi birdi.
Ben ve sen'den ibaret, ne tek sen ne de tek ben, hem sen hem ben, bir cennet öznesi onlar içindi.
Eski günleri hatırladı. Bu günler o eski günler değildi. Kaybetmişim, dedi. O kadar kaybetmişim ki, kaybedecek hiçbir şeyi olmayanların günündeyim artık.
Ah Nastyenka! Yalnız kalmak, tamamen tek başına kalmak ve hayıflanacak bir şey bile bulamamak ne kadar boğucu... Hiçbir şeye benzemez, hiçbir şeye... Çünkü elinden kayıp gidenler, bütün o yitirdiklerin aslında bir hiçlikten ibaret, saçma, yusyuvarlak bir sıfır, yalnızca ve yalnızca kafandaki hayaller!
Her şey, her şey geçip gitti! O zamana dair ne bir işaret, o zamanki duygularıma dair ne de bir kalp çarpıntısı var. Yanıp bitmiş, kül olmuş bir saraya dönüp gelen bir hayalete benziyorum, parlak bir prensken yaptırdığı ve her tür muhteşem eşyayla donattığı o sarayı ölürken sevgili oğluna büyük umutlar besleyerek bırakan bir hayalet gibiyim.