Melis Yağmur

Melis Yağmur
@melissa_ygmrr
“Yalnızca ölümden korktuğu için yaşayabilir mi bir insan?”
10/10
·704 syf.··
2026 16. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 24 Nisan 2026 00:00
Bitirmekte çok zorlandığım kitaplardan biri olduğunu belirterek başlamak istiyorum. Kitaptaki uzun betimlemeler vs bir yerden sonra boğucu olmaya başlamıştı ve gerçek anlamda Raskolnikov’un psikolojisini derinden hissetmeye başladım diyebilirim. O yüzden sakin kafayla okunmasını tavsiye ederim :) Her ne kadar suç üzerine yazılmış bir roman okuyacağım sansam da asıl tema, suçun insan üzerindeki etkileriydi. Kitap boyunca karakterin, aklıyla vicdanı arasında geçen iç hesaplaşmasına şahit oluyoruz. Ayrıca Dostoyevski’nin yaşadığı içsel sıkıntıları, maddi durumunu, yaşadığı epilepsi hastalığını ve idam mahkumu olup son anda kürek cezasına mahkum edildiğini bilerek okuduğumda satırlar daha bir anlam kazandı. Kitapta yazarın yaşadığı varoluşsal sıkışmışlığı okuyoruz aslında. Konuya gelecek olursak, maddi sıkıntılar çeken bir üniversite öğrencisinin cinayet işlemesiyle başlıyor roman. Ardından karakterin, kendini haklı çıkartacak birçok neden bulduğunu okuyoruz ve eğer idealist bir yaklaşımla yapılıyorsa ve bir şeyleri değiştirebileceksek her suçun meşru olduğu fikri aktarılıyor. Bu satırlarla, Dostoyevski’nin üstün insan düşüncesini savunduğunu anlıyoruz. Raskolnikov yalnızca bir cinayet işleyen kişi değil, kendi zihninde kurduğu fikirlerin ağırlığı altında parçalanan bir insan olarak karşımıza çıkıyor. Onun dünyasında her karakter, aslında iç çatışmalarının bir yansıması gibi: Sonya, Raskolnikov’un bastırdığı vicdanı ve insanlığa dönüş yolunu temsil ederken; Porfiry, zekâsıyla onun düşüncelerini bir ağ gibi sararak suçun kaçınılmazlığını hissettiriyor. Razumihin ise onun olabileceği sağlıklı, toplumla uyumlu insan halini gösteren bir karşıt ayna. Cinayetin hedefi olan Alyona Ivanovna Raskolnikov’un “üstün insan” teorisinin karanlık pratiğe dönüşmüş hâli olurken,
1000Kitap
Suç ve CezaFyodor Dostoyevski · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2025194,4bin okunma
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Bir cesedi sırtlamış ufacık bir ruhsun sen.
Puan vermedi·132 syf.··
2026 2. kitabı
·
8 günde okudu
·
Okunma: 08 Şubat 2026 06:02
Bu kitaba başlarken, baş ucu kitabım olacağını tahmin bile edemezdim. Bazen bizim kitapları değil de, kitapların bizi seçtiğine inanıyorum. Almam gereken kitaplara bakarken rastgele elime aldığım bu kitabı en ihtiyacım olduğu anda okudum. Kontrol edemediğim şeyler için endişelenmeyi bırakmam gerektiğini o kadar güzel anlatıyordu ki. Aslında kısa gibi dursa da yavaş yavaş ve özümsenerek okunması gerektiğini düşünüyorum. Günlük kaygılarımızın aslında geçici olduğunu, tüm sorunların bize faydalı birer ders olduğunu ve başımıza gelen kötülükle bile barışmamız gerektiğini öğütlüyor bize. “Herhangi bir düşünceyi şekillendirmeye muktedirim. Öyleyse kaygılanacak ne var?” Dış dünyanın kaosuna rağmen insanın kendi zihni üzerinde hakimiyet kurabileceği fikri ön plana çıkarıyor aslında. Böylelikle eserde, yalnızca felsefi bir metinden ziyade, zor bir hayatın içinde denge kurmaya çalışan bir insanın içsel mücadelesini okuyoruz. Bu mücadelede, yazarın benimsediği stoacı felsefenin etkilerini bol bol görüyoruz. Özellikle kontrol edilemeyen olaylara karşı zihinsel bir denge kurma, duyguların etkisine kapılmama ve insan doğasını olduğu gibi kabul etme gibi düşünceler, Stoacılığın temel ilkeleriyle birebir örtüşüyor. Kitapta, Roma kralı Marcus Aurelıus’un kendisine yazdığı notları okuyoruz aslında. Kitabın çoğunda her şeyin topluma olan faydasına değiniliyor, bu da yazarın aslında bir kral olmasından kaynaklanıyor. Aurelius’un hüküm sürdüğü dönemde yaşanan salgınlar, özellikle Antoninus Vebası, uzun süren savaşlar ve siyasi baskılar, eserin temel düşünce yapısını doğrudan şekillendirmiş. Buna bağlı olarak yazarın sürekli her şeyi olduğu gibi kabullenmeyi öğütlediğini okuyoruz. Çünkü bu dönemde yaşanan felaketlerin hiçbirini değiştiremezdi. Ölümün bu kadar yakın olduğu bu dönemde anı
1000Kitap
Kendime DüşüncelerMarcus Aurelius · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202428bin okunma
Gülünü bunca önemli kılan, uğrunda harcadığın zamandır.
10/10
·144 syf.··
2026 10. kitabı
·
22 saatte okudu
·
Okunma: 28 Mart 2026 23:58
Hemen hemen hepimizin çocukluğunda okumuş olduğu bu kitabı 3. kez okumamla tekrar eski günlere gittim sanki. Ancak bu sefer daha anlam kazandı gözümde. Alıntılar, cümleler hepsinin altındaki mesajı alarak dolu dolu okudum. Her ne kadar çocuk kitabı olarak görsek de yetişkinlerin kaybettiği saflığı ve sevginin sorumluluk gerektirdiğini okuyoruz. Bence Küçük Prens’in bu yolculuğu, insanın kendini ve ilişkilerini anlamaya yönelik bir yolculuk. Gül ile olan bağı okurken sevginin ne kadar karmaşık olduğunu hissediyoruz. O dikene katlanmak zor da olsa kopamadığımızı ve sevginin emek istediğini hissediyoruz. Bu süreçte karşısına daha çok gül çıktığında hayal kırıklığına uğruyor ve kendi gülünü eşsiz yapan şeyin aslında ona verdiği emek olduğunu fark ediyor. Tilki ile kurduğu dostluk ise sevginin bazen gözyaşını bile göze almak olduğunu öğretiyor bize. Konusundan bahsedecek olursam; çölde yalnız kalan bir pilotla, küçük prensin tanışmasıyla başlayan bir hikaye okuyoruz. Kitap boyunca küçük prens farklı gezegenlere gidiyor, farklı insanlarla tanışıyor ve en son dünyaya geliyor. Ancak hepsinde değişmeyen tek şey, yetişkinlerin garipliği. Bu süreçte kendi gezegenini özlüyor ve sürekli kendi gülünü düşünüyor. Bir tilkinin kendini evcilleştirmesine izin veriyor ve bu yolla da sevgi ve sorumluluğu öğreniyor. Sonunda ise bir yılana kendini sokturarak ruhsal olarak kendi gezegenine dönüyor Küçük Prens. İlk bakışta bu bir ayrılık ve kayıp gibi görünse de aslında sevginin fiziksel varlığın ötesinde olduğunu vurguluyor. Küçük Prens’in kayboluşu, yok oluş değil; ait olduğu yere dönüş aslında. Kitaptaki her gezegen insanın bir zayıflığını temsil ediyor. Gezegenlerde karşılaşılan karakterler aracılığıyla, yetişkinlerin hayatı nasıl anlamsızlaştırdığını görüyoruz. Kralın otorite takıntısı,
1000Kitap
Küçük PrensAntoine de Saint-Exupéry · Can Çocuk Yayınları · 2017280,2bin okunma
“Belki de bütün dünya bir sahneydi.”
Puan vermedi·320 syf.··
2026 5. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 24 Mart 2026 22:51
“İlk kural, aşık olmayacaksın,” demişti. “Başka kurallar da var ama esas kural bu. Aşık olmak yok. Aşık kalmak yok. Aşk hayalleri kurmak yok. Bu kurala bağlı kalırsan sorun çıkmaz.” cümleleriyle başlıyorsunuz okumaya. Bir aşk hikayesi okuyacağınızı sanarken bir bilim kurgu hikayesi karşılıyor sizi. Bu kitap, bazı şeylerin tek seferlik yaşandığını ve aradan geçen zamanın bile bu anları kaybettiremediğini kafama vura vura öğretti sanki. Kaç yıl geçerse geçsin, ne yaşanırsa yaşansın bizi biz yapan anlar ve insanlar vardır. İstediğiniz kadar hayat değiştirin, ortam değiştirin hatta 800 yıl yaşayın… Sizi siz yapan şeyler peşinizi bırakmaz. Yazarın, okuduğum 3. kitabı ve “gece yarısı kütüphanesi”ndeki mesajdan çok da uzaklaşmadığını fark ediyorum. İçinde bulunduğun durumdan, hislerden kaçmak hiçbir hayatta mümkün değil. Aksine kaçtığın şey sen onu kabullenene kadar seni kovalamaya devam ediyor. Ta ki sen o durumdan alman gereken dersi alana kadar. Ne zaman ki sen kendinle ve durumla barışırsan o an mutlu oluyorsun. Konusuna gelecek olursak, yaşlanmama hastalığı olan ve yüz yıllar boyunca yaşayabilen bir ana karakterle tanışıyoruz. Bu karakterin bir yaşam amacı var ancak onu asıl yaşatan 400 yıllık yaşamının 18. yılında tanıştığı meyveci bir kız. Kız yaşlanıyor, o büyüyor. Kız ölüyor, o olgunlaşıyor. Bu süreçte yaşadığı onlarca hayatı okuyoruz ancak hiçbirinde Rose’un etkisinin olmadığı bir dönem karşımıza çıkmıyor. Beklediğimden daha akıcı olduğunu söyleyebilirim. Ayrıca yazarın diğer kitaplarını okuduysanız vermek istediği mesaj daha bütüncül oluyor. Keyifli okumalar
1000Kitap
Zamanı Durdurmanın YollarıMatt Haig · Domingo Yayınevi · 202215,2bin okunma
Puan vermedi·272 syf.··
2025 7. kitabı
Öncelikle, yoğunluğumun arasında bu kadar akıcı bir kitap okumayı beklemiyordum. Zaman zaman kendimi sorguladım, kitabı kapatıp düşündüm ve yaklaşık 130 yıl öncesinde yazılmış bir kitabın hâlâ bugüne ayna tutması beni çok etkiledi diyebilirim. İçeriğinden bahsedecek olursak, kitap güzelliğiyle bilinen Dorian adındaki bir gencin dileğinin gerçekleşmesiyle başlıyor. Ressam arkadaşı Basil, bir portresini çiziyor ve Dorian, genç kalmayı, bu portrenin yaşlanmasını diliyor. Ancak Dorian’ın bu dileği gerçekleşse de onu içten içe öldürüyor. Kitabın başında her şeyin güzellik olduğunu savunan Dorian, kitabın sonunda bunun tam tersinin olduğunu kabullense de her şey için çok geç oluyor. Bir bakımdan kitabın yazıldığı dönemi (Victoria dönemi) ve yazarın savunduğu akımı göz önünde bulundurursak kitapta yüzeyel güzelliğin bu kadar üstünde durulmasına hak verebiliriz. Ancak ilgimi çeken bir başka şey, yazarın bir mektubunda söylediği şu sözler oldu, “Basil, benim sandığım kişidir. Lord Henry dünyanın beni sandığı kişidir. Dorian ise olmayı arzuladığım kişidir.” Aslında bu sözleri okuduktan sonra her şey daha bir yerine oturuyor. Basil’in daha masum, kendi halinde ve daha doğrucu bir karakter olduğunu görüyoruz. Lord Henry ise daha umursamaz, hedonist bir karakter olarak karşımıza çıkıyor. Dorian ise yakışıklı. Sadece yakışıklı . Dorian, kitap boyunca Lord Henry’nin düşünceleriyle ilerliyor ve hatta bir bölümde onun söylediklerini mutlak doğru olarak kabul ettiğini okuyoruz. Kitabın sonlarında Basil’in ölümünün ardından Dorian’ın dağıldığını ve kendi vicdanını sorguladığına şahit oluyoruz. Aslında bir karakterin ölümünü değil yazarın iyi yanını öldürdüğüne şahit oluyoruz. Lord Henry’nin tüm övgülerine rağmen Dorian’ın içinin rahatlamadığını görüyoruz. Çünkü Dorian’ın portreden kendi
1000Kitap
Dorian Gray'in PortresiOscar Wilde · İş Bankası Yayınları · 202199,3bin okunma