Öğretmenlerim beni pek de umursamadıklarından ya fazla mahcup, ya aşırı çekingen ve içine kapanık, arkadaşlarıyla denklik kuramayan biri olarak tanımlıyorlardı. Bu tanımlamaları yapan da bunları dinleyen de işittiğini de, söylediğini de arkasını dönünce unutuyor ama sanki görevini yapmış oluyordu. Bir başkasının başkası için merak konusu bile etmediğini görüyorum. Tuhaflık, bir komiklik ya da macera olarak aktarım olanağı sunan bir hal yok ise o hal ve kişi de yoktu.Daha doğrusu bu hali ve kişiyi olduğu ile aktaracak bir lisan ve duygu geçkileri yoktu. İçinden bir şey duymayan bile bunu ne olarak başkasına aksettireceği hususunda tam anlamıyla battaldı.Bu durumu ve kişileri yok saymaya vardırıyordu.Anlatılacak, aksettirilecek, eğlendirecek, öfkelendirecek, üzecek, anlaşılır olacak bir şey yoksa anlaşılacak bir şey de yoktu. Yani ben ''Yokum'', desem bana kim ''Varsın'', diyecekti bazen merak ederdim.İşin tuhafı ben yokum diyecek hale kendimi daha yakın duymakla beraber yokum desem varlığım ispatlanır korkusu da duyar, varım demeyi hiçbir şeyime yediremezdim.