Betül

Kimsenin kimseyi incelemeye, incelese bir şey bulmaya, bulsa bulduğunu anlamaya niyeti yoktu. Bu niyetsizliğin dışa vurumu bana neş'e gibi gelirdi. Hiçbir şeye eğilmeyen, eğilemeyen neşelenirdi. Buna rağmen neşe makbul bir şeydi. Demek ki eğilmek pek olağan bir hâl değildi, yokluğunun farkına kolay varılmıyordu. Hâlbuki neşenin değil kaybolmak azcık üstünden eksilse kıyamet kopuyor hemen tamlamanın peşine düşülüyor, olmadı satın alınıyor, yedeği tutuluyordu. Makbullüğünün derecesi sahtesinin bolluğundan anlaşılıyordu. Benim yokluğum aranıp da keşfedilmiş bir yokluk değildi, varlığım tespit edilmiş bir varlık değildi. Ben öyle duyuyordum ki varlığım yokluğumun ispatına yarayacaktı da, beni inceleyip "var gibi ama yok" denecekti. Okuduklarım nasıl ki vardı ama dünya ve hayat onların yokluğuna delildi. Ben onların varlığına şahittim ama kime bunu duyurabilirdim. Onlar bana bunu duyurmuşlardı da beni hayalet gördüğüne kimseyi inandıramayan hâlinde bırakmışlardı.
Sayfa 81·Kitabı okudu
Alıntı
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Öğretmenlerim beni pek de umursamadıklarından ya fazla mahcup, ya aşırı çekingen ve içine kapanık, arkadaşlarıyla denklik kuramayan biri olarak tanımlıyorlardı. Bu tanımlamaları yapan da bunları dinleyen de işittiğini de, söylediğini de arkasını dönünce unutuyor ama sanki görevini yapmış oluyordu. Bir başkasının başkası için merak konusu bile etmediğini görüyorum. Tuhaflık, bir komiklik ya da macera olarak aktarım olanağı sunan bir hal yok ise o hal ve kişi de yoktu.Daha doğrusu bu hali ve kişiyi olduğu ile aktaracak bir lisan ve duygu geçkileri yoktu. İçinden bir şey duymayan bile bunu ne olarak başkasına aksettireceği hususunda tam anlamıyla battaldı.Bu durumu ve kişileri yok saymaya vardırıyordu.Anlatılacak, aksettirilecek, eğlendirecek, öfkelendirecek, üzecek, anlaşılır olacak bir şey yoksa anlaşılacak bir şey de yoktu. Yani ben ''Yokum'', desem bana kim ''Varsın'', diyecekti bazen merak ederdim.İşin tuhafı ben yokum diyecek hale kendimi daha yakın duymakla beraber yokum desem varlığım ispatlanır korkusu da duyar, varım demeyi hiçbir şeyime yediremezdim.
Sayfa 81·Kitabı okudu
Alıntı
Ne oldu tam da bilemiyorum, sanırım insandan tiksintimin ilk tohumu atıldı. Hatta atılır atılmaz boy verdi. Ben bu boyu ve ekileni zamanı ve hâli ile bildim, tanıdım. Ara oldu. Benimle onların arasında ben ve onlar denecek bir ara oluştu. Artık karşı karşıya olduğumuzda tam yüz yüze değildik, arada ara vardı ve bu malûmdu. Aranın ne olduğu ve onu neyin oluşturduğu meçhuldü. İnsan olmakla olmamak, katil olmakla kedi seven olmak, cinnetperver olmakla olmamak arasını hep o aranın oluşturduğunu ve başkaları ile bir arası olmayanın olanla bir olmayacağını bildim. Çünkü hep o araya ve boşluğa ya her şeyimi düşürdüm ya hep orda yüzdüm, ya bakarken her şeyle bir uzaklık ve ele geçmezlik duydum ya kendimi içerde değil hep bakışsız bir kıyıda buldum.
Sayfa 73·Kitabı okudu
Alıntı
İnsanın kendine yakıştırdığı poz
Çocukken insan ne kadar üzüleceğini bilmiyor. Elde toprak kokusu, ağızda dibi emilmiş bir hanımeli, bu sanki bir zaman değil de sadece bir pozmuş gibi geçiveriyor. Ve sanki insan hangi pozu kendine yakıştırmışsa o poz hayatın duruşu diyorlar ya işte ondan oluyor. Yoksa duruş nasıl olsun, kaçılan zaman o poz o duruş nerde, güçsüz ve sinameki hâllerde, kendin dediğin yok da kendin diye gösterdiğin bir şey var. İşte şu kedinin hiç değişmeyen on beş sene giydiği ve hiç usanmadığı, görenin de çıkar şu sarı postunu şöyle renkli bir şey giy diyemediği bir şeyi oluyor
Sayfa 53·Kitabı okudu
Alıntı

Betül

, bir kitap okudu
Puan vermedi·216 syf.·
13 günde okudu
·
2025 52. kitabı
Amin Maalouf
7.3/10 · 6,5bin okunma