HERKES HAYAL KURAR AMA BAZILARI HAYALCİDİR.
Sayıları çok daha fazla olan hayalsizler ise dünyayı olduğu gibi görenlerdir. Birkaç hayalci de vardır ki, dünyayı kendince görür. Ay, nehir, tren istasyonu, yağmur sesi, hatta yulaf lapası gibi alelade şeyler bile onların gözünde katmanlara sarılı bambaşka bir şeye dönüşür. Dünya, fotoğraftan çok yağlı boya tablo gibidir; ve bu hayalciler, başkalarının yalnızca tek bir tonu gördüğü yerde gizli renkleri daima ayırt ederler. Hayalsizler hayata gözlükle bakarken, hayalciler onu bir prizmadan izler.
Çoğu zaman hayal kurmakla bağdaştırılan zekânın ya da tutkunun belirlediği bir nitelik değildir bu. Jade’in tanıdığı en zeki ve tutkulu insan olan Dani’nin vizyonu, en az tavırları ve prensipleri kadar kesin ve net hatlara sahipti örneğin. Ortada, tercihen üstün bir zarafet ve özgüvenle düzeltilebilecek yanlışlar varken, kavrayışı zorlayan şeylerle ilgilenmezdi Dani. Jade, dansı ve oyunculuğu bıraktığında hayatından tüm renkler eksilmiş gibi hissetmişti. Hayalsizlerin dünyasındaydı artık; tuhaf ve boğucu bir yerde, kendini hiç olmadığı kadar yalnız hissediyordu.
Buna karşılık Dani, gerçeği olduğu gibi kabul edip yola devam etmesi gerekiyormuş gibi davranıyordu ona.