Çağdaş Ukrayna edebiyatının önemli temsilcilerinden Andrey Kurkov, Gri Arılar romanında savaşın ortasında yaşamaya çalışan bir karaktere odaklanıyor. 2014 yılında başlayan Donbas Savaşı’yla yaşadığı köy gri bölgede kalmış bir arıcı Sergeyiç. Eşi onu çoktan kızını da alıp terk etmiş, köy savaş nedeniyle boşalmıştır. Bir Sergeyiç bir de çocukluk düşmanı kalmıştır köyde. Köyün bir tarafında Ukrayna askerleri, bir tarafında Rusya yanlısı ayrılıkçılar ve bölgedeki varlıklarını inkar eden Rus askerleri konuşlanmıştır. Bir parantez açayım, Rusya’nın bu savaştaki rolünü, inkarını ve kurtarıcı gibi gözükme propagandasını metne çok iyi yedirmiş. Bu kitap bir tanıklık ama kesinlikle didaktik değil.
Kitabı iki bölüme ayırabiliriz. İlk bölümde Sergeyiç’in bu savaş ortamında nasıl yaşadığını okuyoruz. Her an ölebilecekken gündelik telaşelerle de meşgul. Erzak ihtiyacı için komşu köylere yaptığı yolculuklarla, savaşın farklı bölgelerdeki etkisi de gözlemleniyor.
Baharın gelmesiyle arıları için huzurlu bir yer arayışıyla gri bölgeyi terk ediyor. Ukrayna’dan işgal altındaki Kırım’a uzanan bu seyahatte, hem savaş olan bir ülkede yaşamın nasıl olduğunu hem de Ruslar, Ukraynalılar ve Kırımlı Tatarlar arasındaki kültürel-ideolojik ayrışmaları okura yansıtıyor.
Kurkov’un görsel bir dili var, uzun betimlemelerle okuru yormadan çok gerçekçi bir üslup yakalamış. ‘Grotesk mizahın ustası’ diye anılıyormuş, kitap için mizahi diyemem ama bazı trajik anlarda kahkaha attım. Konu olarak ağır gibi dursa da melodramatik değil. Bu tarz ölüme yakın kitaplarda bir yaşama inadı pazarlanır, o da yok. Bazen öyle böyle yaşarsın, Sergeviç de yaşıyor. Arılara endekslenmiş bir yaşam. Arılar üzerinden doğa - insan arasındaki bağa da değinilmiş. Arılar ölünce grileşiyor, insanlar da bu savaşta kimliklerini,
Kitapta arıların ön planda tutulmasının önemli bir nedeni vardı. Arılar savaşmaz, birbirini ezmez, sadece işini yapar ve en önemlisi de 'insanlar gibi' değillerdir.
Savaşın ortasında yerini, yöresini bilemeyen, gri bölgede kalmış iki insanın gözünden; savaşın insanlar üzerindeki etkisini görüyoruz. 'Gri bölge ne?' diyecek olursanız; bir ülke ya da bölgenin kimin kontrolünde olduğu net olmayan, resmî olarak işgal edilmemiş ama fiilen devlet otoritesinin de tam işlemediği alanlara verilen addır.
Zekice kurgulanmış bu romanda asıl olay ise karakterin, insanlar gibi olmayan arılarının yaşama tutunmasını sağlamaya çalışmasıydı. Hatta yazar karakterinin dilinden bir yerde 'insanlar gibi olmayın' bile diyor.
Çok güzel bir kitaptı. Sayesinde bir çok şey öğrendim. Şiddetle ve ısrarla tavsiye!
Gri Arılar
Kitap savaşın ortasında kalmış gri bölgede yaşayan esas karakterin küçük bir zaman diliminde yaşadığı olayları mükemmel bir dille anlatıyor.
Yazarın kalemi çok kuvvetli.
Ufacık bir olay örgüsü bile o kadar detaylı inceleyip aktarılmış ki karakterle birlikte yaşıyormuşsunuz gibi hissettiyor.
Yazar arılar üzerinden yaşananlara atıfta bulunuyor özellikle bunu kitabın sonlarına doğru daha çok hissediyoruz.
Bir ara kırım tatarlarıyla yaşanan diyaloglar da çok etkileyiciydi.
Kurgu çok sağlam.
Okuma keyfi veren bir kitaptı.
Savaş, insanı yüceltmez.
Sadece neye tutunduğunu ortaya çıkarır.
Gri Arılar, savaşın cephede değil;
bekleyişte, sessizlikte ve arada kalmışlıkta yaşandığı bir roman.
Kurkov, büyük kahramanlık anlatılarını özellikle dışarıda bırakır.
Onun ilgilendiği şey, savaşın kimseye sormadan hayatın ortasına yerleşmesidir.
Bu romanda çatışma gürültülü değildir.
Toplar patlamaz, sloganlar yükselmez.
Buna rağmen her sayfada bir gerilim vardır:
Belirsizliğin gerilimi.
“Gri” kelimesi rastlantı değildir.
Ne siyah vardır ne beyaz.
Ne mutlak düşman ne mutlak doğru.
İnsanlar bir taraf seçtikleri için değil,
orada kaldıkları için suçlanır ya da unutulur.
Arılar, romanın kalbinde durur.
Onlar ideoloji bilmez, sınır tanımaz,
taraf tutmaz.
Sadece yaşamaya devam ederler.
Ve bu yüzden romandaki en “ahlaklı” varlıklar onlardır.
Kurkov’un asıl başarısı burada ortaya çıkar:
Savaşı anlatırken politik sloganlara yaslanmaz.
Bireyin gündelik hayatına bakar:
alışkanlıklara, küçük sorumluluklara,
hayatta kalmanın sıradan ritmine.
Savaşlarda ne kadar hayvanın öldüğü ya da sakat kaldığının bir önemi yoktur. Yine ne kadar ağacın veya bitkinin yok olduğunun da bir önemi bulunmamaktadır. Savaş insana aittir ve insan kayıpları esastır. Oysa haklı ya da haksız her türlü savaş, en büyük yıkımı doğada gerçekleştirmekle kalmaz, hayvan, bitki ve ağaçlar açısından bir tür ‘soykırım’ durumunu da ortaya çıkarır.
Andrey Kurkov’un “GRİ ARILAR” kitabı bu yönüyle dikkat çekicidir. Roman, Ukrayna savaşını ‘gri bölgede’ yaşayan sıradan bir arıcının gözleriyle anlatır. Öyle ya, arıların sınırları, milliyetleri ve de bu tür aidiyetleri yoktur. Ama savaş onları da elbette fazlasıyla etkilemektedir.
Roman bağırıp çağırmak yerine usul usul konuşur, hatta bazı yerlerde fısıldamaya başlar. Çok genel anlamda büyük olaylardan söz edilmez. Bekar ve emekli bir arıcının gözlerinden yaşananlar aktarılamaya çalışılırkena, savaş denen olguya yönelik insani eleştiriler çok daha somut bir biçime bürünür. Bu da yazarın en büyük başarısıdır.
Edebi ölçüler açısından romanın nitelikli olduğunu söylemek elbette mümkün. Öte yandan olay örgüsünde bir ‘yavaşlık’ da söz konusu, bu da okur açısından bir tür zorlanma durumunu ortaya çıkarabiliyor. Yine tekrarlar var. Özellikle rüya görme olayının birden fazla kez kullanılması romanın ritmini düşürebilmektedir. Buna bazı bölümlerdeki fazlalıkları da eklemek gerekiyor. Romanın çevirisi ise çok iyi. Bu da okur açısından daha zevkli bir okuma durumunu ortaya çıkarabiliyor.
#griarılar #sirenyayınları #nevzatgüngör #roman #lidyadurmazgüler
Savaş başladıktan sonra herkes tarafından terk edilen bir köyde düşmanı Paşka ile yaşamak zorunda kalan Sergeyiç’in hikâyesi Gri Arılar.
Yaşadığı bölgede bomba sesleri devam ettiği için kısa süreliğine kovanlarıyla beraber şehir hatta ülke değiştiren arıcının mücadelesini,dostluklarını ve günümüz Ukrayna Rus çekişmesini okuyoruz.
Yazarın dilini,anlattığı konuları çok sevdim umarım diğer kitapları da en kısa sürede dilimize çevrilir.
Savaşın insanı kahramanlaştırmadığını, aksine onu nasıl görünmez kıldığını, kimliksizleştirdiğini ve rutin bir çaresizliğe mahkum ettiğini anlatan, minimalist ama hüzünlü bir eser.
Çok, çok beğendim.. Sergeyiç uzun süre benimle kalacak bir karakter... Savaşın yoksunluğunda, dostluğun, rutinlerin, hayata dair küçük şeylerin ve evin ne denli önemli olduğunu hissettiren, mükemmel bir yolculuk ve atmosfer kitabı... Bu senenin en iyilerinden...
İyilik, insanın içinde bir ihtimal gibi durur.
Ama güç, her zaman daha yakındır.
Savaş bu yüzden hiç bitmez.
Gri Arılar, insanın doğaya değil, kendine yenildiğini anlatıyor. Keyifli okumalar
Sakin, nazik nazik derdini anlatan bir kitap Gri Arılar. Süssüz, gösterişsiz bir dille insanı yormadan eşlik ediyor bize.Okumadan önce ıssız bir hikaye okuyacağımı düşünmüştüm ama öyle olmadı.Sergeyiç Ukrayna ve Rusya yanlısı ayrılıkçıların savaşı arasında gri bölgede arıları ile yaşayan eşi ve kızından ayrılmış bir adam.Köyde sadede eskiden beri hiç anlaşamadığı Paşka ile kalmıştır.İki arkadaş ayrı tarafları seçse de aralarındaki gerginlik zamanla başka bir duruma evriliyor.Biz gri bölgede savaşın ayak seslerinin eşliğinde, bombaların, silahların uğursuz seslerinin gölgesinde dönemin kirli havasını sokuyoruz.Ama sonra bir yolculuk hikayesine evriliyor olay. Sergeyiç'in gittiği yerlerde gördüğü muamele, yaşadığı maruz kaldığı, tanık olduğu şeyler ülkenin durumu, zihniyeti ile ilgili çok şey anlatıyor.Sergeyiç ile yolun stresini yüreğinizde hissediyorsunuz. Gittiği yerlerde bambaşka gerçekleri sunuyor bize. Ama Paşka ve orada tanıştıkları askerler, Sergeyiç'in gri bölgede yaşadıkları da ateş hattında kalmanın zorluklarına tanık ettiriyor bizi.
Çağdaş Ukrayna edebiyatından kaçırılmaması gereken bir eser. Umutsuz bir anlatı değil, etkileyici bir eser. Severek okudum ayrıca içinde bulunduğu atmosferi okura güzel solutuyor.@sirenkitap #griarılar #okudumokuyun #okudumbi̇tti̇