Simyacı, İspanya'nın Endülüs bölgesinden çıkan, babasının rahip olma isteğine rağmen dünyayı gezmek isteyen genç çoban Santiago'nun masalsı yolculuğunu anlatır.
Santiago, koyunlarıyla dolaşırken, Mısır Piramitleri'nde bir hazine bulacağına dair tekrar eden bir rüya görür. Başlangıçta kararsız kalsa da, rüyasını yorumlatan bir falcı kadın ve daha sonra Şalem Kralı olduğunu söyleyen gizemli yaşlı adam Melkisedek ile karşılaşması, onu bu rüyanın peşinden gitmeye teşvik eder. Melkisedek, ona "Kişisel Menkıbe" (kişinin yazgısı ya da hayattaki en büyük arzusu) kavramını öğretir ve Evren'in, bir kişi gerçekten bir şeyi istediğinde ona yardım etmek için işbirliği yapacağını söyler.
Simyacı, Paulo Coelho'nun felsefi bir alegorisidir. Kitap, bilgelik arayışını, kaderi ve kişisel özgürlüğü derinlemesine inceler.
Kişisel Menkıbe, bireyin kendi hayat amacını keşfetmesi ve peşinden gitmesidir. Kitap, bu amacı gerçekleştirmek için atılan her adımın Evren tarafından destekleneceği fikrini aşılar. Bu, okuyucuya cesaret ve inanç verir.
Coelho'ya göre, hayatımızdaki her şey, evrenin bizimle konuşma şeklidir; bunlar "işaretlerdir." Santiago, koyunlarını bırakıp, billurcuda çalışıp, çölü geçerken sürekli bu işaretleri okumayı öğrenir.
Kitap, insanların hayallerine ulaşamamasının en büyük nedeninin, başarma korkusu değil, başarılı olduktan sonra hayal kırıklığına uğrama ya da güvenliği kaybetme korkusu olduğunu söyler. Santiago, bu korkuları Billurcu'da kalma isteği ve Fatima'yı bırakma tereddüdü ile somutlaştırır.
Santiago, hazinesinin Piramitler'de değil, İspanya'da olduğunu öğrendiğinde ironik bir durumla karşılaşır. Ancak Simyacı'nın öğrettiği gibi, asıl hazine; hedefe giden yolda yaşanan deneyimler, öğrenilen dersler ve edinilen bilgeliktir.
Simyacı'yı okurken beni en çok