Fransızca öğreniyordum. YouTube'dan fransızca bir şeyler izlemeye karar verdim. Bunlardan birisi: Notre Dame de Paris Müzikali Belle (1998)'ydi. İzledim ve çok beğendim. Günlerce Belle şarkısını dinledim. Müzikalden, oyuncuların mimiklerinden, şarkıdan, bilmediğim o fransızca kelimelerden bir anlam çıkarmaya çalıştım. Az çok bir fikir sahibi oldum bunlardan. Sonra kitabını da okumalıyım dedim. Çok merak etmiştim çünkü. Müzikaldeki bir şarkı bile beni bu kadar etkileyebildiyse, kitabıda harikadır dedim. Arkadaşımla kitabı alıp okumaya karar verdik. İlk 45-50 sayfasında fazla betimlemeden dolayı biraz sıkılmıştık ama her şey sonra başlayacakmış meğer.
Ben çok beğendim kitabı. Sonunda üzüldüm, üzülmeyi de pek sevmem. Duygularımı belli etmeyi ve çoğu zamanda onlarla yaşamayı sevmem. Ketum biriyimdir. Aslında çok duygusalımdır ama onları yaşama konusunda bazı kalın çizgilerim var.
Kitapta herkes mutlu olsun isterdim, ama herkes bir yerde öldü, öldürdü, öldürüldü. Sağ çıkanda bir yazar, bir de keçi oldu. Halbuki ilk yazar ölür sanmıştım; açtı, susuzdu. Yazdığı oyun da tutmamıştı, parasızdı. Kafasını sokacak bir çatısı bile yoktu. Hayatta kalmayı bir o başardı, bir de keçi.
Kendime en çok da Claude Frollo'yu yakın görmüştüm. O da bana benziyordu ya da ben ona benzemek istiyordum. Düşünce şekliyle, duygularını fazla yansıtmamasıyla -sondaki duygu patlamasını saymazsak-, çok okuması; çok çalışmasıyla olmak istediğim gibi biriydi o rahip. Ama sonra her şeyi berbat etti. Duyguları onu ele geçirdi, ona göre şeytanın işiydi bu. Kızgın, sinirli bir adam oldu; duyguları karşılıksız kalınca. Güzel Esmeralda'yı ele verdi. Nasıl kıydı ona hala anlayamıyorum.
Bu arada 10'lu yaşlarımdan beri, kendi ayağımda dahil, çıplak ayaklara pek fazla bakamıyorum. Reklamda bir ayak görünce, hemen