Meltem Kutlu

Meltem Kutlu
@meltemkutlu
"Bu fedakârlık Takver'in gebeyken kendinde keşfettiğini söylediği şeydi; üstelik bir tür dehşetle, kendinden iğrenerek söylemişti bunu, çünkü o bir Odocu'ydu, araçla amacın ayrılması ona göre de yanlıştı. Takver için de, Shevek için olduğu gibi bir sonuç söz konusu değildi. Süreç vardı, süreç her şeydi. Umut verici bir yönde yola çıkabilir ya da yanlış yöne gidebilirdiniz, ama herhangi bir yerde herhangi bir zaman durabileceğiniz beklentisiyle yola çıkamazdınız. Böyle bakılınca bütün sorumluluklar, bütün bağlanmalar varlık kazanıp kalıcı oluyordu. Bu yüzden Takver'le karşılıklı bağlılıkları, ilişkileri, dört yıllık ayrılıkları süresince tümüyle canlı kalmıştı. İkisi de ayrılık yüzünden acı çekmişlerdi, epeyce acı çekmişlerdi, ama ikisi de bağlılıklarından kaçarak acıyı reddetmeyi düşünmemişlerdi. Çünkü ne de olsa, diye düşünüyordu Shevek, Takver'in uyku sıcaklığında yatarken, ikisinin de aradığı şey coşkuydu, varolmanın bütünlüğüydü. Acıdan kaçarsanız coşku şansını da yitirirsiniz. Zevk alabilirsiniz, hatta zevkin türlü çeşidini alabilirsiniz, ama doyamazsınız. Eve dönmenin ne olduğunu bilemezsiniz. Takver uykusunda onu onaylarmış gibi iç çekti, sonra sessiz bir düşü izleyerek öte yana döndü. Doyum, diye düşündü Shevek, zamanın bir işlevidir. Zevk arayışı döngüseldir, yinelenir, zamandışıdır. İzleyicinin, heyecan arayanın, rasgele cinsel ilişkide bulunanın çeşitlilik arayışı hep aynı yerde son bulur. Bir sonu vardır. Sona erer ve yeniden başlamak zorunda kalır. Bir yolculuk ve dönüş değildir, kapalı bir çevrimdir, kilitli bir odadır, bir hapishanedir. Kilitli odanın dışında zamanın manzarası vardır; şansın ve cesaretin yardımıyla ruh, bu manzara içinde sadakatın kırılgan, geçici, umulmayan yollarını ve kentlerini kurabilir: insanların mekân tutabileceği bir
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
"Sanırım şunu: bir görevi reddettiğimizi söylemeye utandığımızı; toplumsal vicdanın bireysel vicdanla bir tür denge tutturmak yerine ona tümüyle egemen olduğunu söylemeye çalışıyorum. Biz işbirliği yapmıyoruz, biz emre uyuyoruz. Dışlanmaktan, tembel, işlevsiz, bencil diye adlandırılmaktan korkuyoruz. Komşumuzun düşüncesinden, kendi seçim özgürlüğümüze saygı gösterdiğimizden daha fazla korkuyoruz. Bana inanmıyorsun Tak, ama hele bir dene, çizgiyi aşmayı dene, yalnızca hayalinde, sonra da neler hissettiğine bak. İşte o zaman Tirin'in ne olduğunu, neden çöküp yitik bir ruh olduğunu anlarsın. Bir suçlu o! Suçu yarattık, tıpkı mülkiyetçiler gibi. Bir insanı kendi onay alanımız dışına çıkmaya zorluyoruz, sonra da onu bu nedenle suçluyoruz. Yasalar yaptık, geleneksel davranış yasaları, tüm çevremize duvarlar ördük ve bunları göremiyoruz, çünkü düşüncemizin bir parçası onlar. Tir bunu hiçbir zaman yapmadı. On yaşından beri tanıyorum onu. Hiç yapmadı, hiç duvar öremedi. O doğuştan isyancıydı. Doğuştan Odocu'ydu -gerçek bir Odocu! Özgür bir insandı, ama diğerleri, biz kardeşleri ise onu ilk özgür eylemi nedeniyle cezalandırıp delirttik."
"Dinle Takver. Ben de tamamen aynı şeyi düşündüm. Hep bunu söyleriz. Sen söyledin – Rolny'ye gitmeyi reddetmeliydin. Ben de Dirsek'e gider gitmez kendi kendime, ben özgür bir insanım, buraya gelmek zorunda değildim dedim... Hep böyle düşünüyoruz, söylüyoruz, ama yapmıyoruz. Inisiyatifimizi beynimizin içine sıkıca kapıyoruz, sanki içine girip 'Hiçbir şey yapmak zorunda değilim, kendi seçimlerimi kendim yaparım, özgürüm' diyebileceğimiz bir oda gibi. Sonra beynimizdeki o küçük odayı terk ediyoruz; ÜDE bizi nerede görevlendirirse oraya gidip yeniden görev alana dek de orada kalıyoruz."
Belli belirsiz bir beklentiyle mektubu açtı ve okudu: "Eğer bir Anarşist'sen neden Dünya'na ve Odocu Umut'a ihanet edip güç sistemiyle işbirliği yapıyorsun, yoksa bize o Umut'u getirmek için mi buradasın? Haksızlık ve baskıdan bunaldık ve karanlık gecede özgürlük ışığını görmek için yüzümüzü Kardeş Dünya'ya çevirdik. Bize, kardeşlerine katıl!" Ne imza, ne de adres vardı.
"Hayır kardeşim, aklım başımda. İnsanı delirten, gerçeğin dışında yaşamaya çalışmak oluyor. Gerçek dehşet verici. İnsanı öldürebilir. Yeterince zamanı olursa kesinlikle öldürür. Gerçek acıdır, bunu sen söylemiştin! Ama insanı delirten yalanlar, gerçekten kaçışlar. Kendini öldürmek istemene neden olan o yalanlar..."
Sayfa 145 - Metis·Kitabı okudu