"Bu fedakârlık Takver'in gebeyken kendinde keşfettiğini söylediği şeydi; üstelik bir tür dehşetle, kendinden iğrenerek söylemişti
bunu, çünkü o bir Odocu'ydu, araçla amacın ayrılması ona göre de yanlıştı. Takver için de, Shevek için olduğu gibi bir sonuç söz konusu değildi. Süreç vardı, süreç her şeydi. Umut verici bir yönde yola çıkabilir ya da yanlış yöne gidebilirdiniz, ama herhangi bir yerde
herhangi bir zaman durabileceğiniz beklentisiyle yola çıkamazdınız.
Böyle bakılınca bütün sorumluluklar, bütün bağlanmalar varlık kazanıp kalıcı oluyordu.
Bu yüzden Takver'le karşılıklı bağlılıkları, ilişkileri, dört yıllık ayrılıkları süresince tümüyle canlı kalmıştı. İkisi de ayrılık yüzünden acı çekmişlerdi, epeyce acı çekmişlerdi, ama ikisi de bağlılıklarından kaçarak acıyı reddetmeyi düşünmemişlerdi.
Çünkü ne de olsa, diye düşünüyordu Shevek, Takver'in uyku sıcaklığında yatarken, ikisinin de aradığı şey coşkuydu, varolmanın
bütünlüğüydü. Acıdan kaçarsanız coşku şansını da yitirirsiniz.
Zevk alabilirsiniz, hatta zevkin türlü çeşidini alabilirsiniz, ama doyamazsınız. Eve dönmenin ne olduğunu bilemezsiniz.
Takver uykusunda onu onaylarmış gibi iç çekti, sonra sessiz bir düşü izleyerek öte yana döndü.
Doyum, diye düşündü Shevek, zamanın bir işlevidir. Zevk arayışı döngüseldir, yinelenir, zamandışıdır. İzleyicinin, heyecan arayanın, rasgele cinsel ilişkide bulunanın çeşitlilik arayışı hep aynı yerde son bulur. Bir sonu vardır. Sona erer ve yeniden başlamak zorunda kalır. Bir yolculuk ve dönüş değildir, kapalı bir çevrimdir, kilitli bir odadır, bir hapishanedir.
Kilitli odanın dışında zamanın manzarası vardır; şansın ve cesaretin yardımıyla ruh, bu manzara içinde sadakatın kırılgan, geçici, umulmayan yollarını ve kentlerini kurabilir: insanların mekân tutabileceği bir