bhmflzf

bhmflzf
@memento_mori
DİKKAT! Kitap,film ve müzik aşığı;felsefe,ekonomi, sosyoloji ve siyaset bilir, şiir sever. Çok düşünüp az konuşur. Kendini devirmeye çalışan bir beşer. Yola meftun bir yolcu.
Kanadı vardı onun. Ama uçmak için değil, yük taşımak için verilmişti sanki. Bir yanında terazi; dengesi bozuk, kefeleri kirli. Diğer yanında zincir; kimin ayağına vurulduğu hiç sorulmamış. Yürüdü. Kırık taşların üzerinden, başkalarının sağlam yollarında yürüyemediği için. Gökyüzü herkese maviydi sözde, ama bazılarına hep daha yakındı. Bazıları kanatla doğar, bazıları kanadıyla cezalandırılırdı. Adalet dediğin, herkese aynı yerden bakmazdı zaten. Kimi yukarıdan tartılırdı, kimi yerden sürünerek. Ve o yürüdü. Uçmayı hiç denemeden. Çünkü bazılarına düşmek bile lükstü. Alıntı
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Alacakaranlıkta sokak şarkıları
Abartılmış sorumlulukların tutsağı olup olmadığımız kuşkuları, barbut oynamaya koyulurlar alnınızın kırışıklarında...Yok geçinme derdi, yok çalışma disiplini, yok konferans randevusu, yok söz verilmiş kitap, yok ödenmesi zorunlu para, yok değiştirilecek dam saçağı, yok dökülecek çöp kovası, yok alınacak yarım ekmek, yok temizletilecek pantolon, yok lastiği şişirilecek araba, yok edilecek telefon, yok gidilecek misafirlik, yok suyu tazelenecek vazo çiçekleri, yok elinin körü, yok ananın örekesi...*Tıpkı beklenmedik bir anda duruveren bir saat gibi, tıpkı tık diye dünyadan kaybolma gibi, hepsinden bir anda vazgeçip; bir istasyonda ilk gelen terene, sonra ilk gelen otobüse, sonra ilk kalkan uçağa, sonra ilk gördüğünüz vapura binerek, aklınızın yönlendire yönlendire üstünüze giydirdiği yaşam biçimini, bir ceketi çıkarırcasına sırtınızdan çıkaramaz mısınız?*Vaktiyle bir Stockholm gecesinde Afganistana gitmeye karar vermiştim.Kalkıp gitmiştim de...Dönüşte "Bir uçtan bir uca"nın iki bölümü yazılmış oldu.Çok da iyi oldu.Avareliğin de kendine göre bambaşka bir aklı vardır.Alışkanlıkları güvence çemberi içinde tutmaya çalışan aklın ise, avareliği çokçası bücür kalıyor.***Sabahları yürürken okula giden çocuklarla, işe giden büyüklerin birbirini tamamlayan parantezleri, bazen içimi bunaltır.Görünmez bir iradenin gitgelli mekanikliğinde, ekmek parası kazanmak...Yediden talime başlayıp, altmış beşine dek...Sonra emekli olmak...Sonra da ölmek...Gitgelli mekaniğin dışına düşmeme azminde, akıllı bir yaşam işte...İyi be...Geçip giden trenler başkaları için...Geçip giden uçaklar başkaları için...Geçip giden vapurlar başkaları için...Geçip giden otobüsler başkaları için...Güvenceleri bozmadan akıllı bir yaşam, gebermeden önce aç kalmamak için...Aç kalıp kalmama trapezlerinde çift
Umberto Eco, 50.000 kitap sahibi olan, ev kütüphaneleri hakkında şunu söylemişti: "Satın aldığın tüm kitapları okumak zorunda olduğunu düşünmek aptalcadır; daha fazla kitap alıp hepsini okuyamayacaklarını eleştirmek de öyle. Bu, yeni çatal bıçak takımı, bardak, tornavida ya da matkap ucu almadan önce elindekilerin hepsini kullanman gerektiğini söylemek gibi olur. Hayatta, sadece küçük bir kısmını kullanacak olsak bile, bol bol stoğumuz olması gereken şeyler vardır. Örneğin, kitapları ilaç olarak düşünürsek, evde az sayıda yerine pek çok kitap bulundurmanın iyi olduğunu anlarız: Kendini daha iyi hissetmek istediğinde, 'ilaç dolabına gidip bir kitap seçersin. Rastgele bir kitap değil, o an için doğru kitabı. Bu yüzden her zaman bir beslenme seçeneğin olmalı! Sadece bir kitap alıp onu okuyup sonra elden çıkaranlar, kitaplara tüketici zihniyetini uygularlar; yani onları bir tüketim ürünü, bir mal gibi görürler. Kitapları sevenler ise bilir ki, bir kitap her şeyden önce bir emtia değildir."
“En derin kölelik biçimi, anlaşılma açlığıdır.” Fyodor Dostoyevski
Kıssadan Hisse
Che Guevara, bir çoban tarafından ihbar edildikten sonra saklandığı yerde tutuklandığında, çobanlardan biri ihbar eden çobanlardan birine şaşkınlıkla sorar: "Hayatını seni ve haklarını savunmakla geçiren bir adamı nasıl ihbar edebilirsin?" Çoban sadece şöyle cevap verdi: "Düşmanla savaşı koyunlarımı korkuttu!" Yıllar sonra, Mısır'da, büyük lider Muhammed Kerim, Napolyon'un önderlik ettiği Fransız seferine direndi. Ancak tutuklandıktan sonra idama mahkûm edildi. Ancak Napolyon onu yanına çağırdı ve şöyle dedi: "Ülkesini senin gibi bir cesaretle savunan bir adamı idam ettiğim için pişmanım. Tarihin beni vatanlarını savunan kahramanları öldürmüş biri olarak hatırlamasını istemiyorum. Bu yüzden, kaybettiğimiz askerlerimin tazminatı olarak, on bin altın karşılığında seni affedeceğim." Muhammed Kerim gülümsedi ve şöyle dedi: "Yeterince param yok, ama tüccarlara yüz bin altından fazla borcum var." Napolyon ona bir mühlet tanıdı ve o da zincirlerle ve işgalci askerlerle çevrili olarak pazara çıktı. Kurbanlarını feda ettiği kişilere umut bağlamıştı... Ancak tek bir tüccar bile karşılık vermedi. Bunun yerine, onu İskenderiye'nin yıkımının ve ekonomik durumlarının kötüleşmesinin sebebi olmakla suçladılar. Muhammed Kerim, kalbi kırık bir şekilde Napolyon'un yanına döndü. Napolyon ona şöyle dedi: "Seni bizi öldürdüğün için değil, ticaretleri yüzünden vatanlarının özgürlüğünden alıkoyan korkak bir halk uğruna hayatını feda ettiğin için idam edeceğim." Muhammed Reşid Rıza şöyle dedi: "Cahil bir toplum için devrimci, kör bir adamın yolunu aydınlatmak için kendini yakan birine benzer."