Dedi ki: Mahşer gününe değin sürecek bu hikâye boyunca onları yoldan çıkarmam için bana çeldiriciler ver. Yoldan çeviriciler nelerdir, bana göster... Varedici, güvendiğine öyle bir güvendi ki büyük ayartıcıdan istediği çeldiricileri esirgemedi. Ona birer suret olarak, Âdem’in oğullarının yolunda göz alıcı altından, soylu gümüşten, gökte yıldız parçaları kadar parlak elmaslardan kurulmuş tuzaklar gösterdi. Güzel ama yetmez, dedi şeytan, daha. Alemlerin Rabbi, ona, incecik ipekli kumaşlar, ağır şallar, güzel kokular, buhurlar, baharatlar gösterdi. Gösterdiklerinin yanına koşumu kıymetli soylu atların suretini ilâve etti. Yeleleri rüzgârdan, sağrıları terdendi. Bu kadar güzel bir şey, tahayyül bile edilemezdi. Yetmez, dedi şeytan, daha fazlası. Sesine bir gözü doymazlık eklenmişti. Âlemlerin Rabbi, lezzetli yiyecekler, hoş kokulu içecekler, bir ısıranda bir daha ısırma arzusu bırakan sulu, ışıklı ve renkli meyveler gösterdi. Ağır ve tatlı ama biraz da buruklardı. Vazgeçilmezlikleri bu tattandı. Yetmez, diye yineledi şeytan. O da insanın tanığı, tanıdığıydı. Düşmanına bir bilgi kadar yakındı. Onun neye ne kadar direneceğini kestirebildi. İnsan bütün bunlara direnebilirdi. Bunlar da yetmeyince Varedici, şeytana devlet ve ikbal, mülk ve erk, makam ve mevki, nihayetinde şarap, çalgı, cümbüş ve âlem gösterdi. Yarı gülümsedi şeytan. Ama yine yetinmedi. Bunlar, dedi pek çoklarını senin yolundan çevirecek güçte. Ama daha güçlüsü olmalı. Bana onu ver. Kendisine direnmek çok zor olanı. Bunun üzerine Âlemlerin Rabbi, şeytana, kadının suretini gösterdi.