"İki Mustafa Kemal vardır. Biri karşınızda oturan ben ; et ve kemik , fani Mustafa Kemal...ikinci bir Mustafa Kemal var ; onu ben kelimesiyle ifade edemem. O , ben değil bizdir. O, burada oturan sizler , memleketin her köşesinde yeni fikir,yeni hayat ve yeni idealler için uğraşan aydın ve mücahit bir zümredir. Ben , onların rüyasını temsil ediyorum. Benim , teşebbüs ettiklerim, onların hasret duyduklarını tatmin içindir. O Mustafa Kemal bütün bir aydın ve mücahit zümrenin temsilcisi dır. Fani olmayan , yaşaması ve muvaffak olması takdir edilmiş olan Mustafa Kemal odur."
" Sabah kapı hışımla açıldı...
İki polis içeri baktı:
"Burada bir artist varmış. Kimmiş bu artist?...
"Buradayım." demek zorunda kaldım...
"Çık dışarı!"
Polislerden biri,
"Al su süpürgeyi eline," dedi ve hücrelere doğru döndü, bağırarak devam etti:
"Beni dinleyin! Herkes çöpünü kapının altından atacak; artist de
buraları süpürecek..."
Bir an, süpüreyim mi? Süpürmeyeyim mi? diye düşündüm... Sonra elimdeki
saplı süpürgeyi ayaklarımın çevresinde ufak ufak, isteksizce hareket ettirmeye başladım...
"Ulan çöplerinizi dışarı çıkartın, yoksa fena yaparım..."
9 - 10 hücrenin hiç birinde bir hareket olmadı. Ben de gönülsüz, süpürmeyi bıraktım...
"Ulan çöplerinizi dışarı çıkartın! Vatan haini Tarik Akan toplayacak!..."
O da ne...?
İlk kez biri bana 'vatan haini' diyordu... Sözler kulağımda yankılandı...
Polis bir bana dönüyor
"Vatan haini" diye bağırıyor, bir hücrelere dönüp küfrediyordu...
Sonra en uçtaki hücrelerden onu çılgına çeviren ses duyuldu:
"Memur bey, ben süpürürüm. Tuvaletleri de yıkarım. Ama ona yakışmaz..."
Hiç bu kadar gururlandığımı anımsamıyorum...