Aslında hiç sevmediğim ve herkesin bir çırpıda bitirdiği ama benim devam etmekte dahi zorlandığım bir eser oldu.. ancak okudukça tam da içinde bulunduğumuz vahşeti anlatmış olduğu geldi aklıma.. yazarı tanımıyorum zulme dair neyi savunmuş olduğunu da sadece bu insanlık dışılığı anlatmış olmasını umdum ve devam ettim.. başlarda karakterlere isim takmamış olmasını saygısızlık olarak almıştım sonra isimlerinin dahi bilinmesini hak etmeyen bir güruh olduklarını gördüm şimdiki bizler gibi.. (Filistinlileri tenzih ediyorum zira onlar en soylu direnişteler hâlâ isimleriyse hep kulaklarımızda) sonra gördüğünü saklayan ve onların arasında sıkışıp kalan kadın.. Ne işe yarıyordu görüyor olması onlardan ayrılmadıkça.. o pis görüntülere, ahlak dışı sahnelere maruz kalmak ta çok acı vericiydi.. evet farkındaydı etraftaki pisliğin ama hali hazırda o da pisliğin içindeydi. Ve yine tıpkı bizler gibi pisliği, ahlaksızlığı görüyor olmak ne işe yarıyor, körler arasında olmaya devam ettikten sonra..
Yaşamının çiçekli kayığını fasılasız bir ritimle sallayan, dalgalar gibi durmaksızın coşkun olan bu akışın kendisini mırıltılarla ileriye taşıdığını sürekli hissederdi kadın. Ancak akış burada günü bir kayalığa fırlatıyor ve insan saatlerin kıyısında sabit, hareketsiz, boş boş oturuyordu. Kalkması için kadını cezbeden hiçbir şey yoktu. Bir gün öncesinin masum eğlenceleri artık çekici gelmiyordu, onun nazlı ilgisi çabuk dağılan türdendi. Oda boştu, havası kalmamış gibiydi, kendini bu yalnızlığın içinde anlamsız hissediyordu kadın; kimsenin onu arayıp sormadığı bu yerde boş, yararsız, yıpranmış, bitkindi: Neden burada olduğunu ve buraya nasıl geldiğini önce ağır ağır anımsamalıydı. Günden ne bekliyordu ki, titrek ve sessiz adımlarıyla durup dinlenmeden sessizliğin içinde ilerleyen saate gözlerini öylece dikmişti?