Gençlerin suç dolu dünyasını anlatan distopik bir eser Otomatik Portakal. Öyle bir dünya düşünün ki bu dünyada her türlü pislik ve kötülük var. Özellikle geceleri... Evet geceleri çünkü gündüzleri insanlar üzerlerine düşen sorumluluklarını yerine getirmek zorundalar. Fakat gece olduğunda iyiler (belki de normal insanlar demeliyim) kapılarını kilitleyip evlerine çekilirken, hastalık ruhlu olanları türlü çirkinlikler için sokaklara dökülüyorlar. Kitabın ana mesajı kimse dikte etmeksizin doğru yolu da yanlış yolu da kişi kendi iradesiyle seçmelidir düşüncesi. Evet Burgess sivri ve kaba bir dille okuruna çok şey anlatmaya çalışmış. Başarmış da. Ama bu kitap hakkında sizlerle paylaşmak istediğim farklı şeyler var benim.
Bi kere kitabın dili (anlatılan hikaye gerektirse de) inanılmaz rahatsız edici bir dil. Sokak ağzı demek istiyorum ama o bile az kalıyor. Tamam ana karakter tam bir serseri pisliğin teki ve bunu hissettirmek için yazarın üsluba dikkat etmesi gerekiyor. Ama kitap tek bir anlatıcının dilinden ilerlediği için cidden hiç çekilmiyor. İkincisi, düzüşmek, sokmak, kadın yapmak, zumzuk geçirmek gibi argo sayılamayacak ifadelerle kurulu cümle kalıpları insanın belli bir süre sonra iştahını kesiyor. Ve en kötüsü de kitapta gerçekten akla gelmeyecek her türlü çirkinlik ve ahlak dışı hareket mevcut. Şimdi bu kitabın bir Modern Klasik olduğunu göz önünde bulundurarak sormak istiyorum. Sizce bu kadar detayla yalnızca çirkinliğin anlatıldığı bir metni 18 yaş altı bir genç okuduğunda doğru muhakeme yapma oranı nedir dersiniz? Bir dizi çıkıyor. Şiddet, vahşet, cinsellik içeriyor diye şikayetimizi dile getiriyoruz. Bir filmdeki uygunsuz sahneleri saatlerce tartışıyoruz. Ama konu kitaplara gelince o kadar denetimden uzağız ki... Bugün ekranlarda RTÜK tarafından kullanılan
Otomatik PortakalAnthony Burgess · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2009113,1bin okunma
Devletler kurulur, yükselir, güneş gibi batardı günü gelince. Bu yıkımların ağır ağır ya da birkaç günde gerçekleşmesine de tanık olabilirdi insan, ömrü yettiğince. Gelgör ki ancak 309 yıla sığabilecek büyük değişimlerin bir uykunun gecesi ile sabahı arasına sığdığı, dünya yüzünde görülmüş yazgı değildi. Hepi topu bir uykuya dalmış ve uyanmışlardı.