Kısa ama çok şey düşündüren bir kitap. Sokak köpeğinin gözünden başlayan hikâye, bir deneyle insana dönüşmesiyle bambaşka bir eleştiriye dönüşüyor. Bulgakov aslında şunu söylüyor: İnsanı insan yapan sadece bedeni değil, vicdanı, kültürü ve ahlakı.
Sovyet toplumuna ince bir taşlama var ama aynı zamanda evrensel bir sorgulama da: “Gerçekten insan olmak ne demek?”
Keskin dili ve kara mizahıyla kesinlikle okunmalı.
"Ah, tabii ya..." İroniyle konuşmaya başladı insancık ve kazanır gibi ayaklarını açarak, "Anlıyoruz. Biz nerede sizin yoldaşınız olacağız ki! Nerede ki... Üniversitelerde okumadık, 15 odalı ve banyolu dairelerde yaşamadık. Neyse, bütün bunları bırakmak lazım. Şimdiki zamanda herkesin kendi hakkı var..."
"Ya uyanırsam... Uyanırsam ve hiçbir şey yoksa? Ne ipek kaplı lamba ne sıcak ortam ne de tokluk. Tekrardan ara sokak, çılgın soğuk, buzlaşmış asfalt, açlık, sinirli insanlar başlıyor... Yemekhane, kar... Tanrım, o kadar ağır gelir ki bana bu!"
Canlı bir varlıkla etkileşimde bulunurken kullanılabilecek yegâne yöntem. Hayvana zorbalıkla bir şey yaptırılamaz, hayvan hangi gelişim seviyesinde olursa olsun. Bu fikri savunuyordum, savunuyorum ve savunacağım.