Mezarlık gezmeyi oldum bittim severim. Ogo ricamı kırmayınca kısa bir mola verip içeri süzüldük. Bazı mezarların başında irili ufaklı mermer heykelcikler ve aziz, azize ikonaları vardı. Hemen giriş kapısının önündeki bilhassa ilgimi çekti. Devasa kanatlarını açmış bir melek, sol elinde tuttuğu gül demetinden çektiği tek goncayı, sağ eliyle mezarın sahibine doğru uzatıyordu. Meleğin yüzünde buruk bir tebessüm kımıldanıyordu. Ölümün, yaşamın zehrini söken bir panzehir olduğunu hissettiren bir teselli. Gel ve güller dökülsün üstüne. Burada incitemez artık seni hiç kimse.
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Bazen yalnızlık her şeyi öyle seyreltir ki, duru bir bakışla görüp seçiverir insan kendine benzeyeni. Sonra ona sarılır ve bir daha asla bırakmak istemez.
...ve kokularını alabiliyordu. Başını geriye atıp sıcak havayı burnuna çekti. İçine Mankafaların kokusu doldu ve bu iyiydi. Nefret, doğru ellerde güçlü bir silahtı. Kanlı Dokuz her şeyden nefret ederdi. Ama en eski, en derine kök salmış, en sıcak yanan öfkesi Mankafalara duyduğu öfkeydi.
Mağaraya adım attı, ateşlerin arasında bir gölgeydi ve dört bir yandan öfkeli çeliğin sesleri geliyordu. Güzel ve tanıdık bir şarkı. Bu şarkının içinde yüzdü, kana kana içti onu. Elindeki ağır kılıcı, soğuk metalden sıcak derisine, sıcak derisinden de aynı şekilde soğuk metale akan gücü ve bu gücün her nefes alışında şişip büyüyerek artışını hissedebiliyordu.