"Normalde, şöyle bir bakış atar ve sonra gözlerimi kaçırırdım -gözlerimi kaçırırdım, çünkü onun gözlerinin güzel, berrak gölünde davet edilmeden yüzmek istemiyordum- ve hiçbir zaman, orada istenmediğimi öğrenmeme yetecek kadar beklemedim; gözlerimi kaçırırdım, çünkü birisinin bakışlarına karşılık veremeyecek kadar ürkektim; gözlerimi kaçırırdım, çünkü bir şeyleri ele vermek istemiyordum; gözlerimi kaçırırdım, çünkü onun ne kadar önemsediğini değerlendiremiyordum. Gözlerimi kaçırırdım, çünkü onun o çelik gibi bakışı bana hep, onun ne kadar uzun boylu durduğunu ve benim ondan ne kadar aşağı bir düzeyde olduğumu hatırlatırdı. Şimdi, o anın sessizliğinde, bakışına karşılık verişim ona meydan okumak yahut artık utangaç olmadığımı göstermek için değil, teslim olmak içindi; ben buyum, sen busun, istediğim bu, aramızda gerçekten tek bir şey yok şimdi ve gerçeğin olduğu yerde hiçbir engel yoktur, hilekar bakışlar yoktur ve bundan bir şey çıkmazsa, ikimizden birinin, olabilecek şeylerden habersiz olduğu hiç söylenmesin demek içindi."