En sonunda o da kafasını bana çevirdi ve benim gibi kafasını koltuğa yasladı. "Bir insanı tanımanın en iyi yolunun beraber yemeğe çıkmak olduğu söylenir," dedi. "İyice tanıştınız mı?" "Hayır," diye itiraf ettim, fısıldar gibi. "Ben buna inanmıyorum. Bence bir insanı tanımanın en iyi yolu, o insanla birlikte yaşamaktır."
"Genç ve yorgun olmak yanlış gibi. Herkes önümde kocaman bir hayatın olduğunu söylüyor ama benim hislerim arkamda kaldılar. Hayatıma yetişemediler. Hep arkadan geliyorlar. Hislerim olmadan bu hayatın ne anlamı var peki? Sen olmadan bu hayatın ne anlamı var Elif? Yıllar sonra tekrar karşıma çıkıp yine kaybolacaksan, bu hayatın ne anlamı var?"
Kemer metal tokası çınladı ama Asrın duyduğu kelimelerle acı eşiğini geçmişti. Dünya kendisi için amansız bir cehenneme döndü. Histerik hıçkırıkları boğazına dizilirken, babasının gülen gözlerini anımsadı. Sonra o gözlerin bir daha gülemeyeceğini... Dudakları titredi, bedeni sırt üstü zemine devrildiğinde dünyası gülüşlerden, mutluluklardan değil, acı ve gözyaşından ibaret olmaya başladı.
O koğuşta bir cinayet işlendi, bu ruhunda işlenen ilk cinayetti ama asla son olmayacaktı.