Yoksulluğu iliklerinize kadar hissettiğiniz, umudun karın doyurmadığına bir kez daha şahit olduğunuz bir gerçeklikle kaleme almış hikayesini yazar. Horoz dövüşleri sırasında gizlice bildiri dağıtan oğullarının öldürülmesiyle, sahip olduğu horozu beslemek ve gelecek dövüşlere iyi bir şekilde çıkarabilmek için yediğinden, içtiğinden, giydiğinden kesen albay ve karısının sefaleti tüm gerçekliği ile gözler önüne serilmiş. Sokağa çıkma yasakları, sansürlü gazeteler, rahibin sinema girişlerini gözetlemesi vb. detaylarla dönemde sıkıyönetimin etkin olduğunu görüyoruz. Bir de bunların yanında albayın şu gelmeyen mektubu... Senelerce ülkesine hizmet etmesine rağmen emekliye ayrıldıktan sonra bir türlü verilmeyen şu emekli maaşı! Her cuma limanda beklenen posta, her eve döndüğünde karısının uğradığı hayal kırıklığı, artan borçlar, hastalıklar ve yoksulluk... Oldukça anlamlı ve güzel bir hikayeydi. Anlatılan devlet yapısının tanıdık geleceğine eminim! Karşılıksız kalan emekler, ekim ayı bulantısı, boğucu ama bir o kadar da gerçekçi konuşmalar eşliğinde iyi okumalar dilerim herkese!