"Tüm dünya yerle bir olurken, insanın kendisi için çalışması bir suç. Günümüzde artık hiç kimse sadece kendisi için hissedemez, kendisi için yaşayamaz."
"Bilmiyorum. Belki de şu sıralar dünyadaki çılgınlık akıldan daha güçlü olduğu içindir. Belki de bir kahraman olmadığım ve kaçmaya cesaret edemediğim içindir... Bu açıklanabilecek bir şey değil. Bu bir nevi mecburiyet. Ve ben yirmi milyon insanı boğan o zinciri kıramıyorum, kıramam."
Şu ana kadar okuduğum -her ne kadar henüz tüm kitaplarını okumamış olsam da- en güzel Stefan Zweig kitabı olabilir. İki kere okudum ve hala ara sıra altını çizdiğim yerlere bakarım. Savaş karşıtı görüşleriyle kalbimde taht kuran Zweig, bu kitabında az sayfada çok şey anlatıyor. İki karakter üzerinden ilerleyen konu, mecburiyet hissi karşısında iradesini kaybeden birini anlatıyor. Bu karakterimiz, Ferdinand, savaş dönemi eşiyle birlikte ülkesini terk ederek İsviçre'ye yerleşiyor. Her şey yolunda giderken aldığı bir mektupla -içten içe beklediği bir mektup- yaşadığı bilinçsizlik ve çaresizlik derinlerden hissediliyor. Diğer yanda Paula'nın güçlü ve kendinden emin karakteri beni en çok etkileyen şeylerden biri oldu. Tüm söylediği şeyleri çizmemek için kendimi zor tuttum diyebilirim. Çoğu düşüncemi paylaştığı ve bana yeni bakış açıları kattığı için bu kitabı gerçekten çok seviyorum. Okuyacak olanlara iyi okumalar dilerim.
MecburiyetStefan Zweig · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202175bin okunma
Gölgeler, canlanmak isteyen ama bunu artık başaramayan gölgeler... Ne kadın eski kadındı ne de adam eski adam... Ama tıpkı ayaklarının dibindeki bu kara hayaletler gibi kendilerini bulmak için boş yere didiniyorlar, cansız ve güçsüz çabalarla kendilerinden kaçıp, kendilerini yakalamaya çalışıyorlardı.