Jack London'un bu temadaki kitaplarını çok başarılı buluyorum. Gerçekten beni alıp o dünyalara götürüyor. Beyaz Diş romanı işleyişi , ilerleyişi , anlatım teknikleri bakımından oldukça başarılı bir kitap oldu. Burda Dünya'ya gözlerini açmış bir yavrunun ilk günlerinden yaşlılık günlerine kadar olan hayatına tanıklık ediyoruz fakat bu sadece yavrunun hayatı değil, her yeni doğan insanın sanki evreni dünyayı tanımla evrelerini anlatıyor. O ilk doğduğu mağaradaki beyaz duvar tasviri, hiç bilmediği şeylerden öğrendiği şeyleri biriktire biriktire deneyimleri kaydetmesi, su boğar , ateş yakarmış demesi... ilerleyen kısımlarda annesinin artık onu bırakması hatta tanımaması üzerine insanlara boyun eğmesi onlara Tanrı olarak bakması , Tanrı tasvirleri o kadar iyiydi ki , bazı yerlerde sanki bu bir hayvan değil de sanki bir insanmış gibi hissettim. Hiç sevgiyi görmemiş, hayatı boyunca sertlik, savaş, dövüş görmüş bir canlının içindeki sevgi tellerine dokunduğunuzda ne kadar dokunaklı parçaların yankılandığını gösteriyor bu kitap bizlere. en sonda sahibi ile aralarındaki ilişkiyi okumak çok ama çok keyifliydi. o son anlardaki saldır bitir şunların işini kısmında ben de sanki ordayım gibi iliklerime kadar hissettim. Böyle bir yol arkadaşı olsun istiyor insan kitabı okuduktan sonra, Beyaz Diş o kadar okuyucuya geçebilen bir kitap bana göre.