Yaşlanan insanların bir kısmı olgunlaşmış olarak, bir kısmı ise olgunlaşmadan ölüyordu. Bunun püf noktası ise bir insanın “Nasıl görünüyorum?” sorusundan, “Nasıl görüyorum?” aşamasına geçmesiydi. Bir noktada insan artık yarışta değil jüride olmalıydı, altın değil sarraf kimliğine bürünmeliydi, değerlendirilen değil değerlendiren konumuna gelmeliydi. Olgunlaşma bu demekti.
Ona duyduğu müthiş sevgi nedeniyle sahibinin en yumuşak tokadı bile Boz Kunduz’un veya Güzel Smith’in bütün o dayaklarından çok daha fazla acıtıyordu canını. Çünkü onlar sadece etini yakmış, etin altındaki ruh büyün görkemi ve el değmemişliğiyle öfkesini korumuştu. Sahibinin tokadıysa, etini yakmayacak kadar hafifti daima. Ama çok daha derinlere işliyordu. Kendini onaylamadığının ifadesiydi ve Beyaz Diş’in ruhu solup gidiyordu bu durumda
Koşullar çok basitti. Etten ve kandan meydana gelmiş bir tanrıya sahip olmak için özgürlüğünü veriyordu. Yemek ve ateş, tanrısının koruması ve yoldaşlığı, ondan aldığı şeylerin bazılarıydı. Bunların karşılığında tanrının sahip olduğu şeyleri koruyor, onun bedenini savunuyor, onun için çalışıyor ve ona itaat ediyordu.
Bir tanrıya sahip olmak ona hizmet etmek demekti. Görevden, saygıdan ve korkudan kaynaklanan bir hizmetti Beyaz Diş’inki, sevgiden değil. Zaten sevginin ne demek olduğunu bilmezdi. Sevgi denen şeyi hiç tatmamıştı.