Winston , hüngür hüngür ağlayarak , "Elimde değil ," dedi. "Gözümle gördüğümü nasıl inkar ederim ? İki kere iki dört eder. "
"Bak , Winston . Bazen iki kere iki beş eder . Hatta bazen üç eder. Bazen aynı anda hem beş hem üç ettiğide olur . Daha fazla çaba göstermelisin . Aklı başında olmak kolay değildir . "
Düşman söz konusu olduğunda , apaçık gerçeğin karşısına dikilerek küstahça aka kara , karaya ak demektir. Ama aynı zamanda , akın kara olduğuna inanmak , dahası akın kara olduğunu bilmek ve o güne kadar bunun tam tersine inandığını unutmak anlamına gelir.
Sonunda Parti iki artı ikinin beş ettiğini söyler , siz de buna inanmak zorunda kalırdınız . Önünde sonunda bunu söylemeleri kaçınılmazdı : İçinde bulunduğu konumun mantığı bunu gerektiriyordu . Felsefeleri , yalnızca yalnızca yaşananların geçerliliğini değil , gözler önündeki gerçekliğin varlığını da üstü kapalı olarak yadsıyordu . Sapkınlıkların sapkınlığı sağduyuydu . Ve işin aslı korkunç yanı , farklı düşündüğünüz için sizi öldürücek olmaları değil , haklı olabilecekleriydi . İki artı ikinin dört ettiğin, nereden biliyorduk ki ? Geçmişin değiştirilemez olduğunu nereden biliyorduk ki ?