Kanlı, zor ve yıkıcı savaş bitmiş, savaş kazanılmıştı. Halk sevinç ile sokaklara dökülmüştü, kadınlar askerden gelen kocalarına sarılıyordu. Sokaklarda milli marşlar söyleniyor, bayraklar her tarafı renklendiriyordu. Uğruna çok şey feda edilen zafer kazanılmıştı. Ama ya bu o kadar da iyi değilse? Zaferin büyüleyici etkisi politikacıların gözünü kamaştırmaya başlamıştı bile. Siyasi aktörler zaferi kendi üstüne almak için birbirleriyle adeta savaşıyordu. Sonunda biri bu savaşı kazanıp halkın gözünde kahraman oldu. Bu kişi düşman başkentini ele geçiren bir generaldi. Ordudan çıkmış olduğundan tahmin edebileceğiniz gibi asık suratlı, sert mizaçlı bir adamdı kendisi. Kısa bir süre sonra o ve onun arkasından gelen ordu yönetime el koydu ve demokrasiyi rafa kaldırdı. Halbuki savaş, demokrasi için verilmişti. Basın sansürlendi ve muhalefet susturuldu. Asker sokağa indi ve kendi halkını denetlemeye başladı. Siyasi suçlar için idam cezası mümkün kılındı ve idam mangaları kuruldu. "Kahraman ordu" bir anda düşman olmuştu. "Şanlı zafer" en büyük yenilgi olmuştu.