"Biz, memleket ve milletimizin istiklalini kurtarmak için karar verdiğimiz zaman kendi nokta-i nazarımıza tabi bulunuyorduk ve kendi kuvvetimize dayanıyorduk. Hiçbir kimseden ders almadık, hiç kimsenin kandırıcı vaatlerine aldanarak işe girişmedik. Bizim nokta-i nazarlarımız, bizim prensiplerimiz cümlece mukaddestir ve Bolşevik prensipleri değildir. Bolşevik prensiplerini milletimize kabul ettirmek için de şimdiye kadar hiç düşünmedik ve teşebbüste bulunmadık."
Meşrutiyet, her şeyden önce, Türk toplumuna "Vatandaş" tipini hediye etmiştir. "Tebaa-i Şahane"nin "Vatandaş"lığa yükselişi tarihimizde anılacak büyük askeri zaferler kadar önemlidir. Vatandaş, devletin kendi yapısı, insan yapısı olduğuna, kendi hayatı ile devletin alınyazısı arasında sımsıkı bir bağ bulunduğuna inanan insandır. Meşrutiyet bize bu tip insanı yetiştirmiş olan bir okuldur.
Filistin bozgunundan sonra, hususi bir trenle İstanbul'a dönerken, ancak o zaman, Cemal Paşa, Anadolu'nun fakir topraklarına bakarak:
-Keşke buralarda vazife almış olsaydım.