Yani aslında iman etmek bir mesuliyetin, bir sorumluluğun başlamasını kabul etmek demek.
Peşinen kabul etmektir ve saadetlerin en büyüğüdür "İmandır o cevher ki ilahi ne büyüktür / İmansız olan paslı yürek sinede yüktür" demiştir şair. O'nun bildirdiklerine O'nun rızasının talep edilmesi gerektiğine, uyamasa bile O'nun emrinin uyulması gereken emirler olduğuna kalben inanmak ve bunda samimi olmak... Derler ya; kalp ile tasdik, dil ile ikrar. Her şey bununla başlıyor; dünyaya gelme sebebimiz de bu. Son ânı kurtarmaktır mesele.
Derler ki, "Cahiller cennetten yer beğendi, arifler son nefesten korktu." Son nefeste imanlarını kaybetmekten korkuyorlar. Kalp "dönek" demek, kelime manası bu. Allah Teâlânın resulü, sevgilisi, insanların ve bütün mahlukatın en üstünü (s.a.v.) dedi ki, "Allahümme yâ mukalli- bel kulûb sebbit kalbî 'alâ dînike. Yani, "Ey kalpleri hâlden hâle çeviren Allah'ım, kalbimi senin dinin üzere sabit kıl," Ashâb-ı kiram çok şaşırdı. "Sen de mi ya Resulullah, sen de mi korkuyorsun?" diye sordu. "Mekr-i ilahiden beni kim temin eder?" buyurdu. Yani beni, Cenâb-ı Hakk'ın aldatmasından, hileden kim korur, kim emniyet verir? Bu tabii bizim için bir işaret bundan korkmak lazım.