Beyin yapısının temeli ilk dört yıl içinde oluşur. Bu yıllar içinde ve aslında sonrasında da çocuğa kaş çatma, ses yükseltme, kızgın bakma dahil herhangi bir olumsuz his göstermenin, çocuğun beyin yapısını kalıcı olarak değiştirdiği kanıtlanmıştır. Sevgi, onay ve sadece olumlu hisler gören bir küçük çocukla kendisine kaş çatılan bir çocuğun beyin yapısı arasında fark vardır. Buna rağmen, bundan yalnızca birkaç yıl öncesine kadar yapılmış araştırmalar, yeryüzündeki çocukların büyük çoğunluğunun ömürlerinin ilk birkaç yılı içinde dayak yediğini ortaya koyuyor. Masa örtüsü gibi eşyalara uzandığı için çocuğun eline vurma, dünya genelinde hâlâ yaygın bir dayakmış. Çocuğun dokunarak öğrendiğinden, bu şekilde aslında çocuğun doğal merakını örselediğimizden bahsetmiştim.
Alice Miller, Hayat Yolları (1998) kitabında şöyle diyor: İnsanlar, daha on beş yıl önce inanılanın aksine, dünyaya tam olgunlaşmış bir beyinle gelmez. Beyinde hangi yetilerin gelişeceği ilk üç yılda yaşanan deneyimlere bağlıdır. Örneğin çok küçük yaşta ağır ve yaralayıcı deneyimler geçirmiş olan Romanyalı çocukların, sonraki dönemlerde, belli beyin bölgelerindeki bozukluklara karşılık gelen, belirgin duygusal ve bilişsel yetersizlikler gösterdikleri saptanmıştır. Nörobiyoloji alanındaki son araştırmalara göre, tekrarlanan yaralayıcı deneyimler, varolan sinir hücrelerini harap ederek taze beyinlere zarar veren stres hormonlarının salgılanışında artışa yol açmaktadır. Tacize uğramış çocukların beyinlerinde, duyguların kontrolüne ilişkin bölümlerin, karşılaştırma grubundakilere oranla, yüzde 20-30 oranında küçük olduğu bulunmuştur."
Belli bir hedefiniz yoksa aldığınız bütün kararlar, bilmediğiniz bir yolda sola sapmanız kadar önemsizdir.
Ancak bu kararlar, onların sizi siz yapan unsurlar olduğunu anladığınız güne kadar birikip durur...
Unutmayalım ki çocuklarımız bizi doğurmadılar, hatta doğurulmayı da bizden onlar talep etmediler; onları istek ve iradeleri dışında dünyaya getiren bizleriz.
Bir yetişkinin çocuk sahibi olmama iradesi ve özgürlüğü vardır. Bu iradeyi kullanmayan yetişkin,doğmuş çocuğun her türlü ihtiyacını karşılamakla mükelleftir. Doğduğunda başkalarının eline insan kadar muhtaç bir ikinci canlı türü bilmiyoruz ve yazık ki çocuk fiziksel bakım kadar duygusal bakıma da muhtaçtır.