Ama sonsuzluğun bağırında doğan ve gecenin sırlarıyla
yere inen aşk, sonsuzluktan gayrısına razı gelmez,
ölümsüzlükten başkasıyla yetinmez. Bir an bile ilahlık makamı dışında bir başka şeyin önünde hürmetle dikilmez.
Halk da hırsız ve hilekârlar arasında, kurtların dişleri
ve kasapların bıçakları arasında yok olan koyun sürüsü
gibi yok oluyordu. İşte bu şekilde Doğu milletleri çarpık çukurun
ruhlara, fesat ahlaklara boyun eğip öteye çekiliyor, derinliklerine düşüyordu. Zaman da tıpkı demir çekicin, toprak çömleği un ufak edişi gibi bu milletleri ayaklarıyla ezerek ilerliyordu.
"Yarın hakikat hayale,
uyanıklık rüyaya dönüşecek. Hiç özleyen kişi hayali bağrına basmakla yetinir mi, peki ya susuz bir kimse
gördüğü ırmak rüyalarıyla suya kanar mı?"