Kadınların tecridi her toplumda genellikle elitleri ilgilendirir veya en azından onlardan başlamıştır, çünkü kültürlerin büyük çoğunluğu, işgücünün yarısını kaybetmeyi göze alamadıklarından, köle veya köylü kadınlar genelikle tecrit edilmemiştir ve onların faaliyetleri elit kadınların kapatılmasını mümkün hâle getirmiştir. Tecrit bazın toplumsal cinsiyetten ziyade bir statü meselesiydi. Örneğin, Osmanlı İmparatorluğu'nda elit erkekler nadiren evlerinden dışarı çıkarlar, işlerini yardımcıları aracılığıyla yürütür, eğitimlerini özel hocalardan alırlardı. Osmanlı toplumunun tepesindeki sultan sarayından hemen hiç çıkmaz ve kendisiyle işi olan herkesi oraya çağırırdı.
20. yüzyılın başlarında, daktilo kullanma toplumsal cinsiyet ayrımında dişileştirilirken, bilgisayarla çalışmak eril olarak cinsiyetleştirildi; böylece ücret ve statü artışını da beraberinde getirdi.
...bilgisayar dergilerindeki reklamlarda kadınlar çoğunlukla, bilgisayar kullanmanın ne kadar kolay olduğunu vurgulamak için resmedildiler.
"Beceri" tanımı, tıpkı "iş" tanımı gibi sıklıkla toplumsal cinsiyetleştirilmiştir. Kadınlar, sakar veya "beceriksiz" diye yaftalanarak cam kesimi gibi belli işlerden dışlanmıştır. Gelgelelim, cam kesmekten daha yüksek beceri odaklanma gerektiren dantel örmeyi aynı kadınlar başarmıştır.
Avrupalılar ve Amerikalılar, sömürgeleştirdikleri toplumları, kadınlarını eve kapatmayı talep etmekle eleştirirken, kendi ülkelerinde kadınlar için evcimenliği daha güçlü biçimde idealize ettiler.
Farklılıkların doğal kandan kaynaklandığını söylemek, bu farklılıkların sanki Tanrı yaratıyormuş gibi gösteriyordu ama bu konuda insanlar genellikle çelişen düşünceler içindeydiler. Örneğin, yanlış sütanne seçimi konusunda uyarıda bulunan aynı din reformcuları, bir yandan da insanların din değiştirmeleri için çalışıyor ve din değiştirmenin bir kadının sütünü değiştirip değiştirmeyeceği üzerinde kafa yormuyorlardı. Halktan farklı oldukları gerekçesiyle asillere imtiyazlar sağlayan hükümdarlar, diğer taraftan da kendilerine general ve resmi devlet görevlileri olarak hizmet eden halktan ama yetenekli insanlara asalet unvanı vermeye devam ediyorlardı. Sömürgeler üzerinde otorite sah,b,i olan Fransız kraliyet subayları, bir yandan "Fransız kanının" üstünlüğünden bahsederken, diğer yandan yerli halkın asimile edilerek "Fransızlaşmasını" savunuyorlardı. ...
Yine de bu çelişkiler, insanların ırk, toplum veya dine dayalı hiyerarşilere dair inançlarında bir yumuşama yaratmamıştır.