Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
“Özgürlük mü dedin? Burada özgür değil miyiz ki?”
“Sen kadın olduğun için anlamıyorsun. Sana şu kadarını söyleyeyim; çölde açlıktan ölmekte olan bir çakal, kafesteki karnı tıka basa tok bir aslandan daha mutludur.”
Aşkın ölçütleri para, sosyal konum ve mevki olarak görüldüğü sürece, fahişelik kaçınılmazdır; ilişkilerin meşruiyet ve ahlak peleriniyle örtülmüş olması bu tabloyu ortadan kaldırmaz.
Kadın kendi konumunun geçici işçilik olduğunu kabul eder, ilk fırsatta kovulacağının farkındadir. İşte bu yüzden kadınları örgütlemek, erkekleri örgütlemekten daha zordur. "Neden sendikaya katılayım ki? Nasılsa evlenip yuva kuracağım." Zaten bebekliğinden beri ona gözlerini hep bu hedefe dikmesi ögretilmemiş miydi?
Kadın çok geçmeden, evin, fabrika kadar geniş olmasa da, daha sağlam kapı ve parmaklıklara sahip bir hapishane oldugunu ögrenir. Evin öyle bir sadık bekçisi vardir ki, kimse ondan kaçamaz. İşin en trajik yanı, ev, onu ücretli kölelikten kurtarmaz, sadece işlerini artırır.