1917 Bolşevik Devrimi, onun sonucu kurulan Sovyetler Birliği, insanlığa kazandırdığı akıl almaz büyüklükte tarihsel-sosyalist deneylerinin, kazanımlarının (Bugün Çin'den Küba'ya tüm sosyalist devletlere analık ettiğini unutmamak gerekir) yanında, tüm kapitalist dünyadaki emekçi yığınlarının, sömürgen sınıflardan çeşitli haklar koparıp almasında, kapitalist dünyanın yaşanabilir bir yüz kazanmasında en büyük etken olmuş, varlığıyla dolaylı, dolaysız tüm yeryüzüne damgasını vurmuştur. Yıkılışından sonra bin bir baskı sonucu her yanda birer ikişer geri alınan insanca haklarla neyi yitirdiğini emekçi insanlık bugün daha iyi anlıyor.
Yabanıl kapitalizmin, bugün bizde, yerine bir şey koymadan çiğnemeye zorladığı bu Müslümanca dayanışmalı yardımlaşmalar, ileri kapitalist ülkelerde sosyal demokrat uygulamalarla karşılanan insanlık gereksinimidir. Bizde, sosyal demokrat geçinen partiler halka hiçbir şey vermedikleri için, kimi dinci partilerin halkça benimsenmesinde, salt dinsel inançlara bağlılıktan çok, halkın bu geleneksel dayanışma duygularını, mahallelerde kimi gösterişli yardımlarla ustaca sömürmeleri etken olmuştur.
Ne bizim yangında, ne de bu yangında, dar günlerde yardıma koşacağını okulda bellediğimiz Kızılay'ı (Hilaliahmer denirdi o günler) gören duyan olmadı! Yoksullar yöresinde geçerli değildi o kural demek! Çoluk çocuk ortada kalmış insanlara bir bardak çayı, bir tas sıcak çorbayı, elleri erdiğince yardımı konu komşu yaptı yapabileceği kadar.
50’li yaşlarda bir adam olarak başlıyor kitapta Bjørn Hansen. Boşanmış, bir oğlu var ancak yıllardır görmemiş. Zaten görmek de, hayatına dahil olmak da istemiyor. Hayattan tek beklentisi kitaplarıyla baş başa kalabilmek. Anonimleşmek. Adeta görünmez olmak. Bu amaçla devleti dolandıracak kadar da cesur! Suçluluk duymadığını defalarca vurgulasa da aslında asıl hissinin korku olduğu ve kendini kendine bile kabullendirememesi nedeniyle insanlardan uzaklaşması gizlenemiyor.
Yalnızlığı arayan ama bir yandan hayattaki tek yakını olan oğlunun yaşamını, ailesini merak etmekten de geri kalmayan bir adam. Ama ait olamıyor başkalarının dünyasına. Hep bir yabancılık hissi kaplıyor ruhunu. Bu, çocuğunun hayatı olunca daha da ağırlaşıyor. Kaçmakta buluyor çareyi, uyumsuzluk hissiyle baş etmektense.
Bazılarını kitaplarla,kendiyle ya da her neyle istiyorsa onunla baş başa bırakmak gerek.
Bjørn Hansen de Kierkegaardla baş başa kalmayı yeğliyor.
17. RomanDag Solstad · Yapı Kredi Yayınları · 2023347 okunma