Üçlemenin ikinci kitabı “17. Roman”, 2009 yılında yayımlanmış. Yüz beş sayfalık bu eser, “Büyük Ret”planından sonra cezasını tamamlayan Bjørn Hansen’in on beş yıl sonraki hayatına odaklanıyor.
Artık “silik bir adam” olan Hansen, emeklidir, yalnızdır, yıllardır görmediği oğlu hayatına girmiştir ve dede olduğunu öğrenmiştir.
Bundan sonrası kişisel yorumumu içeriyor, spoiler içermez ama kitabı okuduysanız devam etmenizi öneririm. Çünkü bundan sonrası daha çok kitap üzerine çokça düşünüp yazdığım çıkarımlarım olacak. Sizi kendi bakış açıma çekmek istemem, belki kitabı bambaşka bir yerden okuyacaktınız ama bu yorumla birlikte o okuma yönü kayabilir. Neyse, anladınız beni sanırım :)
Hansen için dede olmak, bir role bürünmek demektir. Onun için torun, yeni bir bağ, yeni bir beklenti ve tekrar “hayatın içine dönme” tehdididir. Oysa Hansen, “hiçbir şey olmak” istemektedir.Ne baba, ne sevgili, ne çalışan, ne de toplumun herhangi bir parçası. Burada asıl tema, hayatla, hatta kendiyle bile bağını koparmış bir adamın, sıradan günlerin içinde silinmesidir. Zaten kitabın dili de buna uygundur. Çok az olay olur, hatta bazen hiçbir şey olmaz. Bjørn Hansen’in kendi kendine konuşmaları, tekrar eden düşünceleri… Bütün bunlar okura şunu düşündürebilir: Bir insan, kendi yaşamının anlamını tamamen yitirdiğinde hâlâ o yaşamı sürdürebilir mi?