Kadınların hem doğa hem de insan toplulukları tarafından daha fazla acı çekmeye mahkûm edilişini anlamıyordu. Büyük bir haksızlık vardı bu konuda, evrensel bir adaletsizlik, doğanın kendisinde. Toplumsal eşitsizliğin ötesinde, doğa da böyle kurgulamıştı sanki, acı bir oyun gibi, her sahnesi işkence, her perdesi kan. Bebeği karnında taşımak, bulantılar, ağrılar; doğum sırasında atlatılan tehlikeler, sancılar; sonra emzirme, besleme, her ay katlanılan aybaşı ağrıları; ömür boyu ev işi yapma zorunluluğu; genellikle kadından üstün olduğuna inandırılarak büyüyen bir erkeğe katlanma, hatta ona kendini çok zeki hissettirme görevi; çapkınlığın erkekte marifet, kadında ahlaksızlık sayılması; tek tanrılı dinlerin kadın düşmanlığı...
Şu güzel ülkede hep birlikte yaşamayı ve birbirimize tahammül etmeyi öğrenebilsek, uçsuz bucaksız cennet çayırlarına açılacak gönüllerimiz. Bütün mesele, hep birlikte iyi, güzel, doğru ve onurlu bir yaşamın özlemini duymamızda. Çünkü cenneti de cehennemi de yaratan bizleriz.