Bir şehre o şehirde yaşayan şehirlinin medeniyet telakkisi ve tarihsel serüvenine tamamen yabancı binalar inşa edildiği ve düzenlemeler yapıldığı zaman, sözünü ettiğimiz bütünlük ve mükemmeliyet kaybolur. Ve zaman içinde cansız ve etkisiz sandığımız binalar, içinde yaşayan şehirliyi kendi şartlarına uydurur ve sahip olduğu medeniyet telakkisinden uzaklaştırır.
Bir dairenin asla tamamlanmamış olması gerekir. Biz insanlar, kendi fizik ve psikolojik gelişimimiz açısından son halimizi almış, tamamlanmış mıyız? Durduk mu? İnsan durmadan hareket ve gelişim içindeyse, eskinin ortadan kalkması ve yeninin ortaya çıkması gerekiyorsa, bir bütün olarak doğa ve çevremizdeki her şey hep değişiyorsa, insana en yakın olan şeyin, evinin de değişmeden, ölü gibi, hiç değişmeyecekmiş gibi döşenmiş olması mı gerekir? Hayır, gerekmez.
Her şehir layık olduğu mimarlara sahiptir. Bina üslupları arz ve talep tarafından düzenlenir. Şehir sakinlerinin isteklerini en iyi karşılayan kişi, en çok bina tasarlayan kişi olacaktır ve en yetenekli mimar da belki tek bir iş bile alamadan ölecektir.