Kitapta öyle çok büyük, heyecanlı olaylar olmuyor aslında. Üniversiteye giden Selin adında bir kızın günlük hayatını okuyoruz. Ben böyle sakin, günlük şeyleri okumayı zaten çok severim, o yüzden kitap beni hiç sıkmadı.
Başkarakter Selin’i kendime çok benzettim, onu anladığım çok yer oldu. Ben de tıpkı Selin gibi çok konuşmayan, sessiz biriyim. Belki de kitabı bu kadar sevmemin asıl sebebi onunla kurduğum bu bağdır, bilemiyorum. Hikayede Macaristan'a gittiği yerler de bende acayip bir Macaristan merakı uyandırdı.
Bir de Ivan var... Onu gerçekten sevdim mi yoksa sevmedim mi hâlâ tam emin değilim. Ama kendi sessizliğimden yola çıkınca, Ivan’ın Selin’i neden bu kadar kendine çektiğini ve o tuhaf çekim gücünü biraz anlıyor gibiyim.
Kitabın sonu biraz havada bitti, insan devamını merak ediyor. Meğer hikayenin bittiği yerden devam eden Either/Or adında ikinci bir kitabı varmış ama henüz Türkçeye çevrilmemiş. Selin'i ve bu sakin dünyayı çok sevdiğim için devamını çok okumak istiyorum. Bu yüzden şansımı deneyip orijinaline, yani İngilizcesine bakacağım. Umarım dilini rahatça anlar ve Selin'le maceraya devam edebilirim.
66. sayfaya kadar okuyabildim ve devam edemedim; özellikle 65. sayfada midem bulandı. Ana karakterin aşırı egoist tavırları rahatsız ediciydi. Yazım dili hiç hoşuma gitmedi çevirmenden mi kaynaklı bilmiyorum ama karakterin iç monologları, sürekli marka isimleri kullanması ve genel üslubu bana hitap etmedi. Mizahi ve provokatif tonunu sevenler sevebilir, ama benim için olmadı.
Hem ağladım hem de gülümsedim. Kitap bittiğinde, Mitch ile Mori arasındaki o özel bağ aklımda ve kalbimde kaldı; böyle bir öğretmenle bağ kurabilmenin ne kadar değerli olduğunu düşündüm.
Farklı insanların hayatlarına dokunan hikâyeleriyle sıcak bir okuma deneyimi sundu. Bazı kısımlarda tempo biraz yavaşladı ama bu sakinlik aynı zamanda huzurlu bir atmosfer yarattı. Böyle dingin ilerleyen kitapları sevenler için ideal olabilir.