Konuşabildiği zamanlar, kadın zaten kısık sesli biriydi. Herhangi bir ortamda geniş bir alanı işgal etmekten hoşlanmazdı. Kim olursa olsun herkes kendi hacmi kadar fiziksel bir alanı kaplayabilir ama ses çok daha geniş bir alana yayılır. O ise varlığının geniş bir alana yayılmasını istemezdi.
Aşık olmanın, bir hayaletin ruhunu ele geçirmesi gibi bir şey olduğunu o sıralar ilk kez fark ediyordum. Şafak vaktinde gözlerimi açmadan önce, yüzünün çoktan göz kapaklarımın altında olurdu. Göz kapaklarını açtığımda sen birdenbire tavan, gardırop, pencere camı, sokak ve uzaktaki gökyüzü arasında yer değiştirir, bir görünüp bir kaybolurdun. Hiçbir ölünün ruhu bu denli ısrarcı olamazdı.
“Küçüklüğümden beri derin bir inanca sahip olmama rağmen, ne kadar çabalarsam çabalayayım cennet ve cehennem gibi birbirine aşırı zıt iki kutbun varlığı inandırıcı gelmiyor. Bunun yerine, nedense sabaha kadar karanlık sokaklarda dolaşan ruhlar var gibi.”