Bu insanların hepsi verilen emirlere uymaktadırlar, ama yine de hepsi kendi isteklerini yaptıklarına inandırılmışlardır. Nasıl ki çağdaş yoğun üretimde malların standartlaştırılması bir gereklilikse, sosyal süreçte de insanların standartlaştırılması öyle bir gerekliliktir. Ve bu işe eşitlik denmektedir.
Aslında birbirleri için o yanıp tutuşmalar, deli divane olmalar, daha önceki yalnızlıklarının derecesini gösteren bir kanıtken, sevgilerinin şiddetinin ölçüsüymüş gibi kabul ederler.
Hayatımızı, mutluluğun peşinden koşarak geçiriyor ve bize kendimizi hayatın merkezine koymamız gerektiğini, kişisel memnuniyetimizin nihai hedef olduğunu söyleyen bir dünyada yaşıyoruz. Mutluluğu gaye edindiğimiz takdirde ona ulaşacağımız söyleniyor. Oysa ki varılacak hedef mutluluk değildir; mutluluk, bizi o yolda bulur. Kişisel memnuniyetimizi hayatımızın ana gayesi haline getirirsek hiçbir zaman memnun olamayız. Ama hedefimizi Allah'ı hoşnut etmeye ayarlarsak şüphesiz ki O bizi hoşnut edecektir. Bu husus, anlam ve gaye arayışında olmakla alakalıdır. Ve iyi bir hayatın esası da budur.