İbn Ömer'den (ra) rivayet edildiğine göre Resûlullah şöyle buyurmuştur:
Müslüman, Müslüman'ın (din) kardeşidir. Müslüman, kardeşine zulmetmez ve onu haksızlık edenin eline bırakmaz. Her kim, Müslüman kardeşinin yardımında bulunur ve onun ihtiyacını giderirse, Allah da ona yardım eder. Her kim, Müslüman'ın bir sıkıntısını giderirse, Allah buna karşılık onun kıyametteki sıkıntılarından birini giderir. Her kim bir Müslüman'ın ayıbını örterse Allah da kıyamet günü onun ayıbını örter.
(B2442 Buhări, Mezălim, 3; M6578 Müslim, Birr, 58)
İkinci ilke ise Hz. Peygamber'in stratejik davranışa yönelik metodunun yok edici bir mahiyete sahip olmamasıdır. Bu, tarihin isimlerini ölümsüz kıldığı, ne pahasına olursa olsun düşmana karşı zafer kazanarak cihanın haritasını değiştiren diğer liderlerin biyografilerinde genellikle rastlayamadığımız bir özelliktir. Hz. Peygamber de dünyayı değiştirdi, ancak esaslı bir farkla, egemenlik ve otorite uğruna değil, bunu bir mesaj ve çağrı için yaptı. Hiçbir intikam duygusuna kapılmadan, otorite kavgasına tutuşmadan ve servet tekeli oluşturmadan dünyayı değiştirmeyi başardı.
Siyerin genel seyrinde dikkatimizi çeken ilk ilke, Hz Peygamber'in stratejik metodunun ıslah ve ahlak temelli olması, önceden beri mevcut bulunan iyilikleri kanıksaması, ihdas edilmiş kötülüklerinin ise üzerindeki perdeyi aralayarak gerçek yüzünü göstermesidir. Bu metot, güzel ahlakı kemaline eriştirir ve iyiliği emreder.