• Hissettiğim bu, çünkü hiçbir şey hissetmiyorum. Bütün bunları, hiçbir şey olmadıkları için düşünüyorum. Hiç, hiç, gecenin, sessizliğin ve içlerindeyken ulaştığım hiçliğin, olumsuzluğun, fazlalığın birazı, benle kendim arasındaki mesafe, şey ve...
  • Ah, aklımızla hissimiz arasındaki, milyarlarca ışık senesini aşan mesafe!
  • Kültür, sanat, eleştirel düşünme, yaratıcı düşünme, problem çözme, anlama ve birlikte iş yapma gibi özellikleri çocuklarımıza kazandıracak eğitim imkânları ve ortamları oluşturmak zorundayız. Umudumuzu kaybetmeden STK’larımızı doğru ve etkin çalıştırmalıyız. İktidarla aşırı özdeşleşmek hayra alamet değildir bence. Eleştirel bir mesafe koyarak bizi yönetenlere istikamet veren bir güç oluşturmak önemlidir.

    Mehmet Evkuran
  • Bilmelisin ki...
    Duvarda asılı diplomalar insanı insan yapmaya yetmez.

    Bilmelisin ki...
    Aşk kelimesi ne kadar çok kullanılırsa, anlam yükü o kadar azalır.

    Bilmelisin ki...
    Karşındakini kırmamak ve inançlarını savunmak arasında çizginin nerden geçtiğini bulmak zor.

    Bilmelisin ki...
    Gerçek arkadaşlar arasına mesafe girmez. Gerçek aşkların da!

    Bilmelisin ki...
    Tecrübenin kaç yaş günü partisi yaşadığınızla ilgisi yok, ne tür deneyimler yaşadığınızla var.

    Bilmelisin ki...
    Aile hep insanın yanında olmuyor. Akrabanız olmayan insanlardan ilgi, sevgi ve güven öğrenebiliyorsunuz. Aile her zaman biyolojik değil.

    Bilmelisin ki...
    Ne kadar yakın olursa olsunlar en iyi arkadaşlar da ara sıra üzebilir. Onları affetmek gerekir.

    Bilmelisin ki...
    Bazen başkalarını affetmek yetmiyor. Bazen insanın kendini affedebilmesi gerekiyor.

    Bilmelisin ki...
    Yüreğiniz ne kadar kan ağlarsa ağlasın dünya sizin için dönmesini durdurmuyor.

    Bilmelisin ki...
    Şartlar ve olaylar, kim olduğumuzu etkilemiş olabilir. Ama ne olduğumuzdan kendimiz sorumluyuz.

    Bilmelisin ki...
    İki kişi münakaşa ediyorsa, bu birbirlerini sevmedikleri anlamına gelmez. Etmemeleri de sevdikleri anlamına gelmez.

    Bilmelisin ki...
    Her problem kendi içinde fırsat saklar. Ve problem, fırsatın yanında cüce kalır.

    Bilmelisin ki...
    Sevgiyi çabuk kaybediyorsun, pişmanlığın uzun yıllar sürüyor.
  • Özlemek, ne derin bir duygu böyle
    Özlemek, ne uzun mesafe böyle..

    Cahit Zarifoğlu
  • Nitekim Duchamp'ın ölümünden birkaç ay sonra 1969'da Phila- delphia'da Veriler sergilenir. İçine girmesi olanaksız bir mekân tasarı­mıdır bu, çünkü ağır İspanyol bir kapı tarafından perdelenir ve seyirci­nin anahtar deliğinden iki büklüm içeri bakmasını gerektirir. Peep- show çağrışımı barizdir. Büyük Cam'dan farklı olarak yüzü görünme­yen gelin gerçekten çıplaktır bu kez, 150 vatlık bir ışıkla aydınlatılmış, elinde ışık tutmaktadır. "Çıplaklığa soyunmuş gelinin doyum önceki halidir"görünen, gelinin bacakları sonuna kadar açıktır. Koltuk altı­nın tüylü olmasına karşın gözleri kaçırması olanaksız tüysüz bir vul-vayla karşılaşır bakış; Bataille'ın eril imgeleminin aksine bu kez elinde tuttuğu ışıkla boşalan, kadındır. Dudaklar şişmiş, vajina açılmıştır. Anahtar deliğinden bakan göz, kendini çıplak olarak soymuş ya da ken­dini çıplaklıkla perdelemiş bir kadınla karşılaşır: Kadının boşalma anından daha çok soyunabileceği bir an yoktur. Boşalmak, içindeki giz­lilik çekirdeğinden bile feragat ederek görünenin ardında soluk alan kendi görünmeyenini, arzulayan göze bağışlamak demektir. Ne var ki kendini arzuladığı erkeğin maskesiyle beraber maskelemeyen boşalma anının çıplaklığı bile, kadın tarafından sahnelenen bir perdedir. Kadın boşalırken kendi çıplaklığa soyunuşunu ve teslimiyetini göze getirmek­te, kendini teslim olma perdesiyle perdelemekte, içindeki gizli-öte'nin yokluğunu çıplaklık perdesiyle ikame etmektedir. Yüzü görünmeyen kadın, aslında kendi çıplaklığa soyunuşunu seyretmekte, içindeki göz­lemci bakışla kendini gözlemekte, çıplaklığı perdeye dönüştürmekte­dir. Peep-show'da eril bakış için eyleyen kadının, dahası kendi imgesi­nin seyredilişini seyreden kadının varoluşu budur: Kadının içindeki gözlemci erildir, kadını gözlemektedir.13 Kadın, boşalma anını çıplak­lık olarak eril bir bakış için örgütlemekte, eril bakışın iştahını doyura­rak kendi doymak istemektedir. Kendini çıplaklıkla perdeleyen kadın gerçekten çıplaktır çünkü, içindeki oyuk boştur, göründüğünün ötesin­de sunabileceği bir şey yoktur - onun yapabileceği, erkeğe kendi bakı­şını vermekten başka bir şey değildir. Kadın ancak erkeğin bakışı saye­sinde doyuma ulaşabilir; erkeğin bakışını doğurduğu an içindeki boş­luk dolacaktır. Kadının arzusu erkek değil, erkeğin bakışıdır. Duchamp' m yaptığı, dahiyane ve bayağı bir biçimde kadının kendini çıplaklıkla perdelemesini kendinden çıkarmak ve çıplaklığına soyunmuş bir kadı­nın çıplaklık perdesini bakışa sunmaktır. Bir bakıma Veriler: 1. Şelale 2. Aydınlatıcı Gaz, Iç Görünüm, pornografi dersi gibi bir imgedir - Ko­nu: Bakışın pornografisi, Ders: Bir. Çıplaklığa soyunmuş kadın, bakı­şın kendini ve bakışın pornografisini göze getirir. İmge ile göz birdir. Birliği vurgulayan anahtar deliğinin bu türden bire bir ve ucuz kullanı­mı, aslında bayağılığın da basitliğin de ötesindedir: Çiğliktir. Ama anahtar deliğinden bakan göz, kadına baktığı an, çıplaklığa soyunmuş bir kadının "imge" tarafından çıplaklık perdesinden soyunmasına yine de tanıklık edebilir. Bu, bir yanıyla imgeyle gözü çakıştıran pornogra­fik bir imgeyken diğer yandan imge ile göz arasına mesafe koyan bir imgedir. Aynı anda pornografiktir ve pornografinin tersinlenmesidir. "Bakışı çeken vulvanm kendi midir, yoksa burada vulva mı bakış ola­rak belirlenir?"14Ama eğer seyirci bunu yapamazsa, anahtar deliğinden bakan erkek pornografik bakışa tanıklık edemez ve gördüğü imge, çıplaklığa soyun­muş bir kadın olarak kalırsa, o zaman eril bakış, sözcüğün gerçek anla­mıyla nesnesel bakışa indirgenir: İmgenin sunduklarını görmez, sadece vulvaya bakar. Vulvanın kendini, çıplaklık giyinerek perdelediğini ve tam bu noktada çıplaklaştığını ayırt etmez, edemez. Kadının teslim ol­duğunu, boşalmakta olduğunu, boşalmanın çıplaklık olduğunu düşünür o, röntgencileşir. Sahneye konan görünümün figüranlarından biri oldu­ğunu aynmsayamaz seyirci. Oysa kadının teşhirciliği, erkeğin bakışını hesaba katması temelinde örgütlenmiştir ve imgeyle bakışın örtüşmesi ancak bu sayede gerçekleşebilir. ZiZek'in sözünü ettiği nesnesel bakış budur işte; buyurgan ve egemen olduğunu sanan ve anahtar deliğinden gözleyen erkek, vulvanm bakışı tarafından yönlendirilir, biçimlendiri­lir, belirlenir. Perdenin kendini perdeleyişini göremediği, perdenin ol­mayan bir gizli-ötenin yokluğunu gizlediğini, gizli-öte'nin kendi için­deki bakış arzusu dışında bir şey içermediğini fark edemediği için por­nografik bakışa tâbi olur, pornografinin kölesi olur. Bilinçdışı da denet­lenebilir; bilincin dışı, zaten ona bakan vulvanın ezberini sürdüğü için rüya gördüğü an bile masum değildir, simgeselliğin ezberidir, bakışın düzeniyle kirlenmiştir. Dahası, "bilinçdışı" diye bir şeyin olmadığı bile söylenebilir; bakış sayesinde doyurulan boşluğun kendisidir o. Kapalı kapılar ardında bacaklarını açan kadının çıplaklığından bakış çıkarıldı­ğı zaman geriye kalan bir şey yoktur. Vulvanm, tanrının kendini temâşa ettiği göz ya da tarihin kendine baktığı görü gibi kendini erkeğin bakı­şıyla eşitlemesinin nedeni, gösterecek ve gizleyecek bir şeyinin olma­masından kaynaklanır. Duchamp, NIMA'ya uzanan süreci betimlemiş gibidir.
  • Pencere kenarında saksıda
    Yaşayan çiçekler gibiyiz
    Hürriyetimiz dar
    Uzanıp toprağa dokunmak için
    Balkonlarca mesafe var
    Gökyüzüne sevdamız baki
    İçimizde öyle bir kuraklık var ki
    Kaldırımlar kadar... Ve birgün
    Ne apartmanlar
    Ne gökyüzü
    Bilmeyecek bir saksıda...
    Toprak hasretiyle öldüğümüzü...