Ahmet, Eski Ustalar'ı inceledi.
 6 saat önce · Kitabı okudu · 3 günde · 9/10 puan

Bu bir inceleme değil muhabbetir!!
( Çok daha uzun olan bu yazı kısaltılmıştır! )
Hadi buyrun:

(Olaylara ceviz ağacının gölgesi şahitlik etmektedir. )

Bay A: Evet gençler, Thomas Bernhard'la tanıştık sayılır, ne hissettirirdi ne düşündürdü hangi ezberleri parçaladı sizde?
Bay E: Kardeşim, çarpıcı bir adamın çarpıcı bir kitabını okuduk ben çarpıldım. Özellikle devletli insanın kalıplı insan olmaktan kurtulamadığını gördüm.
Bay B : Tiksintinin haysiyetini kurtaran adam bana kalırsa, haysiyetli yalnızlığı haysiyetli tiksintisi, olayları alış biçimi yaklaşımı çok farklı bir adam. Ama nasıl bir şey nasıl bir teknik bu?
Bay A : BenThomas Bernhard'ı okuyana kadar olayların cümlelerin içine yerleşip onları parçalamayı gülünçlüğünü ortaya koymayı tam yerleştirememiştim kendimde. Kelimelerin birleşiminden oluşan cümlelerin anlamını kavramak için cümlelerin süsüne aldanmamak kelimelerin gücüne inanarak cümle kurmak gerektiğine inanıyorum artık.
Bay B : Sadece cümlelerde değil sanki hayatın her anında birleşim bileşimden ibaret meselelerin iç yüzünü fark etmek adına, onları parçalayarak anlamsızlığını anlamını ortaya koymak yaptığı aslında Thomas Bernhard'ın.
Bay E: Bu noktada bayağılı görmenin fark etmenin yolunu açmış bize sanki, bir şeylerin örtüsünü kaldırdığın an, onları çıplak bıraktığın an, gülünçlüğüyle karşı karşıya kalıyorsun afallıyor şaşırıyorsun.
Bay A: Thomas Bernhard'a ezber bozan değil ezberleri paramparça eden onları dumura uğratan adam diyebiliriz o zaman.
Bay B: Yerinde bir tespit oldu, bu kitabı okuduktan sonra sarsılmayan birisi ya çok yerli yerinde karakteri olan, kavramları oturtan birisidir ya da adamı anlamamış kitaba yazık etmiştir.

Bay A: Öyle bakalım biz ne kadar derinine ineceğiz, kitabın içerisine girecek olursak, Thomas Bernhard " Bir resme çok uzun süre bakmayın, bir kitabı derinlemesine okumayın, bir müzik parçasını en büyük yoğunlukla dinlemeyin, bunu yaparsanız her şeyi ve onunla birlikte de dünyadaki en güzel ve en faydalı şeyi berbat etmiş olursunuz. " Demekte, burda bize bir uyarı mı var yoksa bunu yaparsa bir insanın değer vereceği şeylerin azalacağından dolayı insanın bir buhrana girmesinin tehlikesinden bizi korumaya mı çalışıyor?

Bay E: Bana kalırsa uyarısı iyi niyetli bir uyarı olmakla birlikte cesareti olanın bunu yapmasını da istiyor, bunu yapan insanın aidiyet ve sahiplik hissinin zedeleneceğinden haberdar. Kitapta diyor ya "Bir insanı sonsuzluğa yerleştiriyoruz, yanlış olan budur." diye, biz ait olduklarımızı sonsuzluğa yerleştirerek aslında kendi kafamıza sıkıyoruz.
Bay B: Burda araya girmem gerek. Bu yaptığımız yanlışın en büyük sebebi yalnızlıktan kendimizle baş başa kalmaktan korktuğumuz herhalde. İnsan kendisiyle baş başa kalmamak için kendisiyle arasına binbir türlü perde çekiyor aidiyet hissettiklerinden.
Bay E : Evet ve bu perdelerin bir gün bizi ışıksız bırakacağından habersiz yapıyoruz bunu acıklı olan bu.
Bay A: Kişileri durumları kitapları yazarları değerleri, önce içine girip onları parça parça ayırıp değerlendirip tekrardan bir araya getirip sonradan zihinde belirgin bir düzleme oturtmak daha sağlıklıdır o zaman. Bu kendimizle aramıza perde çekmemize yol açmaz, kendimizi oluşturmamızı sağlar.

Bay B : Olmak için oluşlara devam etmek son nefese kadar, insan kalıp insan olmak mesele her zamanki gibi. Kitaptan devam edecek olursak: " Gerçek akıl, hayranlık tanımaz, bilgi edinir, saygı duyar, dikkat eder, hepsi bu... " bu cümlenin uyandırdıkları neler sizde bunu merak ediyorum, düşündürdü baya beni.

Bay A: Cümle aslında alalede bir kibir cümlesi değil, açıkçası bende uyardığı durum, insanın insan, kitap, yazar, tarzında örnek alacağı bir çok şey karşısında, hayret makamından çok gayret makamında olması gerektiğiydi, Hayret makamından okuyan, dinleyen, gören insan, hayran olduğu özneyi nesneyi yüceltiyor kendisinden daha yukarıya koyuyordur bilmeden. Bu da bizi geliştirmekten ziyade daha da güçsüz düşürüp acizleştirir.
Bay E: Ben aciz değilim mi diyorsun sen şimdi ben anlamadım :)
Bay A: Yok kardeşim acizliğimizi görmek bizi güçsüzlüğe sürüklemekten ziyade bizim gelişmemizi tetiklemeli diyorum.:) Yoksa hepimiz insanız, hepimiz aciziz.
Bay B: Beni yukarılarda aramayın, derinlerdeyim diyor arkadaş maşallah ne diyelim:))

Bay A: Gördüğün yerde bulabilecek misin beni bakalım:) Kitaba dönelim tekrardan kaynatmayalım :) " Kitle çılgınlığı, felaket. " Felaket habercisinden bir cümle buna ne diyorsunuz?
Bay E : Kitle denilen özsüz katil, insanları kendisinden, insanı insandan uzaklaştırıp, bir tanımlama, bir etiket hastalığına sürüklüyor ve kitle içindeki kimse, bu hastalığı bir kudret görerek hastalığını bile fark etmiyor duyumsayamıyor.
Bay B: Tabi bu noktada, kitleyle topluluk, kitleyle cemaat arasındaki farkı iyi ayırt etmek gerekiyor. Bununla alakalı olarak Kitlelerin Ayaklanması kitabını önerebilirim.
Bay A: Kitle daha düzensiz olmakla birlikte fikirlerin sloganlara kurban edildiği bir yapı bana kalırsa, topluluk cemaat denilen şey insanın kendini bulmasını sağlıyorsa; insanın kendisine olan yolculuğuna ket vurmuyorsa bir anlam ifade eder. Hep söylediğimiz gibi insanı insandan insanı kendisinden, uzaklaştıran ne varsa ondan uzak duracaksın.
Bay E: Kitlelerde gönül bağıyla kurulan dostluklar muhabbetler yer almaz o zaman. Gerçekten de Thomas Bernhard haklı, kitle tam bir felaket, bunun haberini getiren bu adam saygıyı hak ediyor.

Bay A: Hadi bu kitleyi dağıtalım kendimizi bulalım :)
Bay B: Gönül bağı kurulmuş bir kere istesekte kitle olamayız :) Hem uzaklık mesafe ne anlam ifade ki birbirlerinin ücralarını görmüş bizler için. :)
Bay A: Eyvallah ;)
Bay E : Görüşürüz baylar. :)

poena, bir alıntı ekledi.
8 saat önce · Kitabı okudu · Puan vermedi

Babamı hem sever, ona hem hayranlık duyardım, o gözümde örnek bir erkekti! Aramızda mesafe bırakan gizli bir elin varlığını hissetmesem ne kadar bağlanacaktım ona! İstediği anda bir kelime, tek bir hareketle içimde sonsuz bir güven uyandırırdı. Ona kalbimi açar; akıllı, deneyimli bir arkadaşla, hoşgörür bir eğiticiyle konuşur gibi aklıma geleni söylerdim.

İlk Aşk, Ivan Sergeyeviç Turgenyevİlk Aşk, Ivan Sergeyeviç Turgenyev

Havatır

Yıllardan bir yıl,
Günlerden bir gün;
Diyor ki akıl:
Solgun ve ölgün
Bir yaprak gibi
Olursun sen de.
Zahir Gaib’i,
Nihayetinde
Görürsün bir an.
Yer ile yeksan
Olur bütün zan.
İşte o zaman
Düşünce perde
Sahne görünür.
Gökte ve yerde
Gözünü bürür
Olan ne varsa,
Çıkar meydana
Ömürlük tasa;
Her şey bir yana
Elbet anlarsın
Nedir hakîkat?
Sonra ağlarsın,
Yanarsın fakat;
Geçer iş işten,
Dönmek nafile.
Çünkü bitişten
Evvel kafile
Dönmüştü zaten
Varmadan önce.
Nasıl ki dersen;
Gündüz ve gece
Tanıktı mekan,
Azıktı figan;
Yılmadan bir an
Önde bir çoban;
Aklın kârını
Teslim bildiler,
Varın Varı’nı,
Bildik, dediler.
Nedir bir gözün
Görmekten yana
Nasibi, sözün
İçinde mânâ;
Söz ki, En Emin
Olan’ın sözü.
Her şeye yemin,
Kaymadı gözü.
Evet, O gördü,
Görmesek ne gam.
Defterin dürdü,
Mantıkta tamtam.
Şimdi vaktidir;
Önde bir yavuz
Her şeye kadir
Şaşmaz Kılavuz.
Şahidi Ceddi;
Aleyhisselam,
Selam hep selam,
O ki el verdi,
O olsa derdi:
Bütün elemi,
Kederi, (derd)i,
Çekmek âlemi;
Ateş bataktan,
Onca tuzaktan,
O çok uzaktan,
Binbir zikzaktan
Ve sonra sefer,
Dosdoğru yolda.
Her an beraber,
Sağda ve solda.
Ki; şaşmasın kul,
Doğru hedefe
Yürüsün mâkul,
Sonsuz mesafe.
Baş gözü kaba,
Damakta diller;
Sırtta bir aba,
Yolda kandiller.
Sefer her seher,
Bir yok sona dek.
Kalsak da zafer
Orta yolda tek;
Bizimdir bizim.
Âleme hizmet,
Bu yolda azim;
Benlik hezimet.
Ve işte maksat;
(Ben)i bildirmek.
Sonrası hasat,
Evveli emek.
Âlem sebepler
Âlemi elhak;
Sırrı edepler,
Sonra muhakkak.
Kalkar vesilen,
Bir O kalır; Bir…
Kendini bilen
Rabbini bilir;
Ölse dirilir…

...

Ve sonra zaman,
Görürsün bir an,
Rahman’a kurban,
Tekrar en baştan,
En Baş’a devran.
Yani hep O’ndan,
Baştan ve sondan…

Ankara, Nisan 2011

S.Ç.Y., bir alıntı ekledi.
 15 saat önce · Kitabı okudu · Puan vermedi

Hiçbir yalıtkan madde, hiçbir engel, hiçbir mesafe telepatik bağlantıya engel değildir.

Stalin/Hitler - Empati ve Gizemli Yahudi, Wolf Messing (Sayfa 121 - L. L. Vasilyev)Stalin/Hitler - Empati ve Gizemli Yahudi, Wolf Messing (Sayfa 121 - L. L. Vasilyev)
tülin cankurtaran, Albertine Kayıp'ı inceledi.
18 saat önce · Kitabı okudu · 21 günde · Beğendi · 10/10 puan

"Albetrine Kayıp" yazarın üstün gözlem yeteneği ile anılara yapılan bitmek bilmeyen yolculuğun kitabıdır. Kahramanın hatıralarını harekete geçirecek terk edilme ile başlayan ızdırap, geçmişin olayalar örgüsünü tek tek önüne serer. Önce ayrılık sonra sevgilinin ölümü bitti sanılan aşkı yeniden canlandırır. Gerçekler çekilen yoğun acıyla beraber şekil değiştirmeye başlar. Sürekli ziyaret edilen hatıralar sevgiliyi tekrar tekrar yaratarak ona yeni kimlikler oluşturur. Zaman geçtikçe hayatın akışına kapılan yaslı sevgili değişen arzularıyla anıların gücünden kurtulur ve aşılması imkansız görünen engelleri bilinçsizce geçer.Unutuş geçmişi yok eder, ölü aşkın yerine yeni olasılıklar geçer, hayat tüm güzelliğiyle devam eder.

Dünyayı anlamak, benliğimizi oluşturmak için hatıralara ihtiyaç duyarız. Ama duygularımız sabit ve değişmez değildir. Geçmişi her ziyaret edişimizde ona bu günümüzü de katarak yeni anılar oluştururuz. Gerçekler değişerek zihnimizde üretim aşamasına girer; bilgiler, anılar durmadan güncellenerek aslını yitirir. Aslında her hatırlama, bir önceki hatırlamanın hatırlaması şeklinde sonsuz döngüye girer. Hatırlanan nesne, olay, kişi eski anlamını ve gücünü kaybeder.

Geçmişimizdeki sorunlar çoğu zaman çözüme ulaşmaz, yaşanan olayların çektirdiği acı da yok olmaz. Değişen benliğimizle anılara ve acılara olan yaklaşımımız değişir. Mesela çocukluğumuzda basit ama bizi derinden etkileyen olayların bu gün şiddetini kaybedip yok olması gibi. Sorun geçmişte takılı durur ama aradaki mesafe bize hislerimizi unutturur. Yenilenen hayatta hatıralar gücünü koruyamaz.

Olay örgüsünün geri planda kaldığı bu kitapta Proust geçmişi yeniden oluşturmaya çalışıyor ve soyut duyguları ustalıkla betimliyor. Olaylar arasında neden-sonuç analizleriyle aşk, kıskançlık, eşcinsellik kavramlarına da farklı bakış açısı sunuyor. Dönemim sosyete dünyasını, dedikodularını, kibirlerini, kast sistemlerini de kısa diyaloglarla okura sunuyor. Psikolojik ve sosyolojik tespitlerle yazar kendine has aforizmalarını oluşturuyor.

Aslıhan Esmer, bir alıntı ekledi.
19 saat önce · Kitabı okudu · Beğendi · 7/10 puan

Mevlana'nın tabutunun evinden türbesine gitmesi, mesafe kısa olduğu halde saatler almış.

Çünkü Müslümanı, Hıristiya­nı, Musevisi, tövbekarı, dinlisi, dinsizi, biz taşıyacağız diye izdiham yaratmış.

Anlaşılan, yaşarken O çağırmış, "gelin" demiş,
onlar da gelmişler.

Küçük Şeyler 2, Üstün DökmenKüçük Şeyler 2, Üstün Dökmen

En uzak mesafe,
Ne Amerika'dır,
Ne Çin,
Ne Hindistan.
Ne seyyareler,
Ne de yıldızlar geceleri ışıldayan.
En uzak mesafe iki kafa arasındaki mesafedir,
Birbirini anlamayan...

Can YÜCEL