Bakın arkadaşlar, net olalım; lafı eveleyip gevelemeyeceğim. Tarih kitaplarınızda okuduğunuz o "kurtarıcı" masallarını bir kenara bırakın. Bugün size, o tozlu rafların ardına gizlenen, imparatorluğu kendi elleriyle uçuruma iten isimlerden bahsedeceğim.
Talat mı? Enver mi? Bunların yaptığını başka bir ülkede yapsanız vatana ihanetten yargılanırsınız. Ama burada ne oldu? "Kahraman" ilan edildiler!
Nedir bu işin özü? Kibir. Saf, katıksız bir kibir. Enver Paşa; Alman hayranlığıyla, kişisel hırslarıyla koca bir devleti bir kumar masasına yatırdı. O "hürriyet" dedikleri şey, aslında bu milletin bin yıllık köklerine atılmış bir dinamitti. Talat Paşa ise içeriden bitirdi işi. Devleti liyakatle değil, kendi kafalarına göre şekillendirdikleri o karanlık İttihatçı zihniyetiyle çürüttüler.
Şimdi soruyorum size: Bin yıllık bir medeniyeti, sırf kendi ideolojik saplantılarınız uğruna bir enkaz yığınına dönüştürmek "vatanseverlik" mi? Değil! Bu, bal gibi ihanettir. Bugün hâlâ kimlik arıyorsak, köklerimize yabancılaştıysak, inançlarımızla aramıza mesafe konulduysa; hepsinin altında bu ikilinin ve o dönemin zihniyetinin imzası var.
İsimleri büstlere yazıldı diye onları suçsuz mu sayacağız? Hayır! Tarih affetmez, gerçekler ortaya çıkar. Biz bu ülkenin evlatları olarak, bize anlatılan o süslü yalanları yemeyeceğiz. O büstlerin ardındaki enkazı, o enkazın altında kalan milyonlarca insanın hakkını savunmak zorundayız.
Kimse kusura bakmasın; ihanetin "modernleşme" kılıfıyla pazarlanmasına, tarihin bu şekilde çarpıtılmasına göz yummak, bu zulme ortak olmaktır. Gerçek bu kadar acı, bu kadar net. Sormaya, sorgulamaya devam edeceğiz.