Kitap boyunca aklıma takılan şey şu oldu: İnsan gerçekten yaşadığı olaylarla mı değişiyor, yoksa o olayları içinde nasıl taşıdığıyla mı?
Bazı şeyler yaşanıp bitiyor gibi görünse de aslında bitmiyor. Aradan yıllar geçse bile insanın içinde bir yerde kalmaya devam ediyor. Ji-won’un yaşadıkları bana bunu düşündürdü. Babasının hayatlarından çıkıp gitmesi, annesiyle arasındaki kırgınlıklar ve zamanla büyüyen yalnızlığı derken, hikâye sadece yaşanan olayları anlatmıyor. Daha çok bir insanın içindeki çatlakların nasıl genişlediğini gösteriyor. İlerledikçe gerçek ile hayal arasındaki sınır da belirsizleşiyor. Bir noktadan sonra Ji-won’un yaşadıklarını okurken ben de neye inanacağımı bilemedim.
Beni en çok düşündüren taraflardan biri de anne ve kız arasındaki ilişkiydi. Birbirlerini sevdikleri çok belli ama buna rağmen aralarında aşamadıkları bir mesafe var. Bazen aynı evin içinde yaşayan insanların bile birbirine ne kadar uzak kalabildiğini düşündüm. Kırılmamak için susulan şeyler, söylenmeyen cümleler ve zamanla büyüyen yanlış anlamalar vardı aralarında.
Kitabın gerilim tarafı elbette var ama ben daha çok karakterlerin taşıdığı yüklerle ilgilendim. Özellikle Ji-won’un zihninde olup bitenler, yaşadığı korkular ve giderek artan karmaşa hikayeyi benim için başka bir yere taşıdı. Olayların nereye varacağını merak ettim ama asıl merak ettiğim şey insanların içlerinde taşıdıkları şeylerin onları ne kadar değiştirebileceğiydi.
Merhaba,
Kasabada geçen, arkadaştan aşka temalı bir kitabın yorumuyla geldim.
150 sayfalık bile olmayan bir kitapta hızlı gelişen ilişkiyle çiftin harcanacağını ve bu kadar hızın çok da güzel