Puan vermedi·216 syf.··
2026 59. kitabı
·
8 günde okudu
·
Okunma: 11 Haziran 2026 08:12
ℬ𝒾𝓏𝒾𝓂 𝓏𝒶𝓂𝒶𝓃𝒾𝓂𝒾𝓏 Bazı kitaplar olaylarıyla değil, bıraktığı hisle hatırlanıyor. Bizim Zamanımız benim için tam da böyle bir kitap oldu. Sayfalar ilerledikçe kendimi geçmişe özlem duymaktan çok, kaybettiğimiz bazı duyguları düşünürken buldum. İnsanların birbirini gerçekten dinlediği, hayatların birbirine değdiği zamanları hatırlattı bana. Mihrap’ın hikayesi ilk bakışta tek bir kadının yaşamı gibi görünse de aslında birçok insanın içinde sakladığı kırgınlıklara dokunuyor. Onun sessizliği, bekleyişleri ve hayata karşı verdiği mücadele oldukça gerçek hissettirdi. Bu yüzden karakterle arama bir mesafe koyamadım; sanki tanıdığım birinin hayatını dinliyormuş gibiydim. Kitabın en sevdiğim yanı abartıya kaçmadan duyguyu okuyucuya geçirebilmesi oldu. Neşeyle hüznün yan yana yürüdüğü, bazen gülümseten bazen de düşündüren bir atmosferi var. Özellikle mahalle yaşamının anlatıldığı bölümlerde sıcaklık hissi çok güçlüydü. Kitabı bitirdiğimde aklımda olaylardan çok insanlar kaldı. Sesleri, hikayeleri ve yarım kalan hayalleri... Bu yönüyle Bizim Zamanımız, yalnızca okunup geçilecek bir roman değil; okurunda iz bırakan, zaman zaman dönüp hatırlanacak kitaplardan biri olarak yerini aldı Sizlerde doksanlara konuk olmak bu sıcaklığı hissetmek isterseniz kesin okuyun derim ben çok ama çok beğendim. Okuyunca sizler de o samimiyete hayran kalacaksınız
Bizim ZamanımızSinem Sal · Karakarga Yayınları · 20211,848 okunma
Puan vermedi·400 syf.··
2026 70. kitabı
Milena'ya Mektuplar, Franz Kafka’nın, eserlerini Çekçeye çeviren evli gazeteci Milena Jesenská’ya duyduğu tutkulu, çaresiz ve mesafelerle sınanan aşkın mektuplara dökülmüş halidir. Bu mektuplar, sadece imkansız bir aşkın belgesi değil, aynı zamanda Kafka’nın kendi içsel korkularını, edebi dehasını ve ruhsal yalnızlığını tüm çıplaklığıyla gözler önüne seren sarsıcı bir itirafnamediɾ.
Milena'ya MektuplarFranz Kafka · Can Yayınları · 202365,8bin okunma
Reklam
Bir Modern Zaman Eşkıyası veya Köroğlu
7/10
·264 syf.··
Beğendi
·
2026 22. kitabı
Eserde Milli Aşireti'nin lideri Plîng (kaplan) lakaplı Mehmet Milli'nin ilginç ve maceralarla dolu hayatı anlatılmıştır. Bucak Aşireti'nden bir milletvekilinin öldürülme ithamı ile köyü basılıp yakınları öldürüldüğünden önce Suriye'ye kaçan ve ardından İsveç'e iltica eden Milli'nin ilginç hayat hikâyesi aşiret kültürü ve aşiretler arası ve aşiretlerin devlet ile ilişkilerini anlamak için önemli veriler sunmaktadır. Mehmet Milli'nin 1978'de Apocular olarak bilinen PKK ile kısa süreli bir münasebeti olmuşsa da PKK’nın şiddete dayalı anlayışını görünce araya mesafe koyan Mehmet Milli, köyünün basılıp yakınlarının öldürülmesi üzerine ülkeden ayrılana kadar zorunluluktan ötürü PKK ile stratejik bir ilişkisi olmuştur. Ülkeden ayrıldıktan otuz yılı aşkın bir süre yurt dışında olmasına rağmen PKK ve şiddete dayalı anlayışla arasına mesafe koyan Mehmet Milli; zulme karşı hak bildiği yoldan cesaretle giderek kendine özgü bir yaklaşım sergilemiştir. Başta İsveç, Romanya ve Moldova olmak üzere çeşitli ülkelerde yaşayan Milli otuz iki yıl sonra 2011’de Türkiye'ye dönmüş ve kanaat önderi olarak üst düzeyde kabul görmüştür. 29 Eylül 2025'te hayatını kaybeden Milli'nin sıra dışı hayat hikâyesi başta Kürt sorunu ve aşiretlerin siyasi ve sosyal konumunu merak edenler bakımından ilginç veriler sunmaktadır.
PlîngÖmer Şahin · Gufo Yayınları · 20214 okunma
5/10
·128 syf.··
2026 21. kitabı
·
4 saatte okudu
·
Okunma: 31 Mayıs 2026 15:02
5/10 Bugün, bittiğinde beni kelimenin tam anlamıyla kocaman bir kafa karışıklığıyla baş başa bırakan bir kitapla geldim: Richard Brautigan’dan "Yani Rüzgar Her Şeyi Alıp Götürmeyecek." Kitaba puanım 10 üzerinden 5 ama işin aslı, bu kitabı tam olarak sevdim mi yoksa sevmedim mi ben de bilmiyorum! Önce sevdiğim noktalar ne onlara bakalım. Kitabın içinde beni yakalayan çok tuhaf bir atmosfer vardı. 12 yaşındaki bir çocuğun cebindeki son parayla hamburger yerine bir kutu kurşun alması ve o kurşunun hayatını sonsuza kadar değiştirmesi, yani o büyük pişmanlık duygusu bana çok net geçti. Hatta okurken kendi hayatımı, bugüne kadar yaptığım tercihleri düşündüm; "Ben neyin yerine neyi tercih ettim, o gün başka bir şey seçseydim hayatım nasıl olurdu?" hissini bana kesinlikle yaşattı. Yazarın o çocukluk anılarını anlatırken kullandığı dil gerçekten çok samimiydi. Peki o zaman neden 5 puan? İşte beni o arafta bırakan kısım burası. Hikayeyi merak etsem de bazı noktalarda çok ciddi bir eksiklik, bir şeylerin tam tamamlanamamış olması hissi beni rahatsız etti. Kitaptaki o aşırı melankolik hava ve sürekli aynı pişmanlığın etrafında dönüp duran kurgu bir süre sonra beni yordu. Hikaye düz bir çizgide ilerlemediği için o ilk baştaki büyü biraz bozuldu ve metinle arama mesafe girdi. Ne tam olarak içine girebildim ne de tamamen kopabildim. Kısacası; bana kendi hayatımı sorgulatacak kadar güçlü bir pişmanlık hissi veren ama kurgusundaki o yarım kalmışlık ve eksiklik hissiyle de beni tam anlamıyla tatmin edemeyen, çok tuhaf bir okuma deneyimi oldu. Her zaman söylediğim gibi kitapla ve sevgiyle kalın :)
Yani Rüzgâr Her Şeyi Alıp GötürmeyecekRichard Brautigan · Epona Kitap · 2026153 okunma
İnsan Ruhunun Karanlığı ve Çelişkileri Üzerine
8/10
·222 syf.··
2026 15. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 25 Mart 2026 00:00
Sabahattin Ali’nin bu kitabını okurken gerçekten çok büyük bir keyif aldım. İçinde hem birbirinden vurucu öyküler hem de sarsıcı bir tiyatro oyunu barındırması, metinler arasında gezinirken bambaşka duygulara geçiş yapmamı sağladı. Kitaba adını veren “Kağnı” başlığı altındaki ilk öykülerde okuma tempomun ister istemez yavaşladığını fark ettim; sanki yazarın dili burada çok daha ağır, çok daha sindirilerek okunmayı talep ediyordu bizden. Ama buna rağmen o boğucu, o sert genel atmosfer beni daha ilk sayfalardan tamamen içine çekmeyi başardı. Kitapta beni en çok etkileyen, tabiri caizse can evimden vuran kısım ise hiç şüphesiz “Esirler” oyunu oldu. Orada kurulan o devasa dramatik yapı ve karakterlerin o kor gibi yanan iç dünyası beni diğer öykülere kıyasla çok daha derinden, çok daha başka bir yerden yakaladı. KAĞNI Bu öykü, bir köyde güpegündüz cinayete kurban giden bir delikanlının ardından, yaşlı annesinin yaşadığı o kapkara ve katmanlı trajediyi acayip sarsıcı bir biçimde önümüze koyuyor. O yaşlı kadının, biricik oğlunun ölümünü bile birilerine dile getirmekten, hakkını aramaktan korkup çekinmesi; o adalet arayışının, kırsal yaşamın o vahşi gerçekleriyle ve bitmek bilmeyen geçim kaygısıyla anında bastırılması, aslında yalnızca bireysel bir anne acısını anlatmıyor bize. Dönemin o çürümüş sosyo-psikolojik atmosferini de tamamen görünür kılıyor. Devlet mekanizmasının o insanı tüketen yavaşlığı ve köy hayatının bu sistemden ne kadar kopuk olduğu, kadının iç dünyasında bir süre sonra buz gibi bir çaresizlik ve amansız bir kabulleniş duygusu yaratıyor; sanki o yoksulluğun içinde adalet aramak bile kadın için ulaşılmaz bir lüks haline geliyor. Ancak öykünün asıl çarpıcı, insanın boğazını düğümleyen yanı o finaldeki kırılma anında saklı. Köyden birinin ihbarı üzerine
Edebiyat
Kağnı - Ses - EsirlerSabahattin Ali · Yapı Kredi Yayınları · 20197,8bin okunma
10/10
·128 syf.··
Beğendi
·
2026 152. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 02 Haziran 2026 00:00
"İSTEDİĞİM İNSAN OLMA YOLUNDA" "İnsanın ruhsal yolculuğu bir merdiven gibi değil, bir sarmal gibi ilerler; aynı noktaya benzer duygularla dönsek de her dönüşte yeni bir farkındalık kazanmış oluruz." Hayat uzun bir yolculuk. Kimimiz dümdüz yolda giderken kimimiz kaygan, taşlı, dik yokuşlardan geçiyoruz. Bazen bir tümsek sarsıyor bizi, bazen uzun bir düzlük yanıltıyor. Biz ise bu yolculukta sadece sınırlı yolcularız. Bu yolculukta en çok ihtiyaç duyduğumuz şey nedir? Çoğumuz “reçete” deriz. Bize ne yapacağımızı söyleyecek, bizi hızla iyi hissettirecek bir cümle, bir formül ararız. Ama ya iyi hissettiren cümleler, tam da bu yüzden bizi asıl gerçeklikten uzaklaştırıyorsa? “Kendine güven”, “pozitif kal”, “kimseye ihtiyacın yok”, “her şey senin elinde”… Bu cümleler kulağa ne kadar tanıdık, değil mi? Ancak bu reçetelerin çoğu, insanın kırılganlığını yok sayan, eksik ve indirgemeci bir dil taşıyor. “İstediğin insan olmak” denildiğinde akla gelen ilk şey, çoğu zaman “daha başarılı, daha güçlü, daha mutlu” olmak oluyor. Oysa istediğimiz insan, belki de tam tersine, kırılganlığına evet diyebilen, başarısızlığıyla yüzleşebilen ve mutsuzluğunu inkar etmeyen biridir. Her insanın içinde sessizce yankılanan bir soru vardır: Gerçekten ben kimim? Ve daha da önemlisi, kim olmak istiyorum? Bu soruların peşine düşmek, insan olmanın belki de en kadim ve en kıymetli yolculuğudur. “İstediğim insan olma yolunda” olmak, bir varış noktasına ulaşmaktan çok, yürüdüğümüz yolun kendisidir. Ve bu yol, göründüğü kadar düz ve aydınlık değildir; inişleri çıkışları, kaygan taşları, derin tümsekleri ve bizi bekleyen karanlık virajları vardır. Gerçek yolculuk, popüler söylemlerin dayattığı bu “kusursuz insan” illüzyonundan sıyrılmakla başlar. Çünkü sahte bir hedefe yürümek, insanı kendi gerçekliğinden
Edebiyat
İstediğim İnsan Olma YolundaEsra Oras · Timaş Yayınları · 202620 okunma
Reklam
Reklam