...
Kadınların ağzından çıkan her söz, âdeta birer bardak kaynar su gibi serpilmişti garip adamın kulaklarına. Sanki her bakış, saplanan birer kurşun gibi acıtmıştı onun hasret tüten nazik yüreğini. Hemen kaşları yıkıldı, başını bir süre öne eğdi. Istırapla hilallenen çehresi, bir anda yerini derin bir mahcubiyete bıraktı. Kızardı bozardı, renkten renge girdi. Sonra titrek elleriyle gözlüğünü çıkardı, ekmek teknesinin önüne doğru birkaç adım daha attı, sendeler gibi oldu. Ardından ağlamaklı gözlerle üst dudağını dişlemeye başladı.
Hatice kadın, tam da “şöyle geç otur bari” diyecekti ki, bir an göz göze geldiler:
— “Hatice’m! Beni tanıyamadın mı? Ben Nizam...” dedi adam.
Şaşkınlıktan delirmiş gibi bakıyordu Hatice... Aradan bir saniye ancak geçmişti. Köyün göğünde şimşek gibi şaklayan bir çığlık koptu.
— Herifüüüm! Herifüüüm! Yetişin kızanlar herifüüüm!
...
Sayfa 34 - Yade Kitap Yayınları