Bu Yalnızlık Benim okuduğum en pratik, ama en çarpıcı şiir külliyatlarından biri oldu benim için. Metin Eloğlu’nun 1951 ile 1984 arasında yayınladığı şiir kitaplarından seçmelerle oluşturulmuş bu dev eser, sadece bir şiir kitabı değil; şairin iç dünyasının, tavrının ve Türkçeye bakışının uzun bir izdüşümü adeta. Kitapta Garip akımının özgür, sert ve günlük dili ile İkinci Yeni’nin imgeci tarafı arasında gezinen dizeler var; yani ne tam saf Garip ne tam İkinci Yeni, ama her iki dünyanın izlerini sürdüğün bir dil bekliyor seni.
628 sayfa boyunca bazen toplumsal yaralara, bazen yalnız kalmış bireyin iç çığlıklarına, bazen de ironik bir gülüşe denk geliyorsun. Eloğlu’nun şiir dili bazen sokağın dilini çekiyor kulağına, bazen acılı bir romantizmin kıyısına sürüklüyor; kendiyle, dünyayla, dilin kendisiyle kafa buluyor gibi. Eleştirel olduğu kadar şiirsel bir ağırlığı da var.
Kitabın en güçlü tarafı bana kalırsa şu: seni yalnızlık, sevgi, hüzün, umut, öfke gibi duyguların tam ortasına bırakıyor ve “bana bunları hissettiren neydi?” diye kendi içinden sorgulatıyor. Hiç kendini şiirle haşır neşir hissetmeyen biriysen bile zaman zaman durup düşündüğün dizelerle karşılaşabilirsin. Hatta bazen sadece bir serçe cümle için bile sayfaları çevirirken buluyorsun kendini.
Bu Yalnızlık Benim, sadece yalnızlığın şiiri değil; dilin, toplumun ve bireyin arasında durup sana bakmayı teklif eden bir ses gibi. Şiirden korkanlara bile ara sıra dokunan, bazen gülümseten, bazen içini hafifçe sızlatan bir okuma sunuyor bana göre.