Aslında, bize sıkıntı veren duygulara hâkim olabilme, duygusal sağlığımızın anahtarıdır; aşırılık -fazla yoğun ya da uzun süreli duygular- dengemizi bozar.
Savaşla petrol kuyuları ele geçirebilirsiniz, ama bilgiyi bu yolda elde edemezsiniz. Bilgi en önemli iktisadi kaynak haline geldikçe savaşların kârlılığı da azaldı; ve savaşlar, hâlâ eski usul hammadde ekonomileriyle yürüyen Ortadoğu ve Orta Afrika gibi belirli bölgelerle sınırlanmaya başladı.
2012'de tüm dünyada ölen 56 milyon insandan yalnızca 620 bini (120 bin kadarı savaşlarda, 500 biniyse bireysel suçlarla) şiddet yüzünden hayatını kaybetti. Bunun yanında 800 bin kişi intihar ederken 1,5 milyonu da şeker hastalığından yitirdi yaşamını. Görünen o ki artık şeker, baruttan daha tehlikeli.
Dünyada artık doğal kıtlıklar kalmadı, sadece siyesi kıtlıklar var. Eğer Suriye, Sudan ya da Somali'de insanlar açlıktan ölüyorsa, bu bazı siyasetçiler böyle istediği için oluyor.
Hâlâ kayda değer bozgunlara uğradığımız doğru ancak bu yenilgiler karşısında, "Kusurlu dünyamızın işleyişi bu," ya da "Tanrı böyle buyurmuş," diyerek omuz silkmiyoruz artık. Aksine kıtlık, salgın ya da savaşlar kontrolümüzden çıktığında birilerinin sorumluluğunu yerine getirmediğini düşünüyor, bir soruşturma komisyonu oluşturuyor ve bir daha aynı hataları tekrar etmeyeceğimizi söylüyoruz. Bu işe yarıyor da. Yaşadığımız felaketlerde verdiğimiz kayıplar her geçen gün azalıyor. Tarihte ilk defa çok yemekten ölen insan sayısı, gıdasızlıktan ölen insan sayısından daha fazla...