Engin Geçtan’ın okuduğum ilk eseri olan “İnsan Olmak”ın yazılış gayesini, yazarımız: “Ortalama insanın davranışlarının gerisindeki dinamik güçleri, meslek dışı okuyucuya tanıtmayı amaçlamak” olarak belirtmektedir. Gerçekten de kitabın içeriğine baktığımızda; akademik bir dil ve kuramların içinde boğulmadan sade bir dil ve örneklerle bezenmiş bir şekilde bilgi aktarımının yapılmış olduğu anlaşılmaktadır. Böylece yazarın, 30 yıllık akademik deneyimini, hedeflediği okur kitlesine başarılı bir şekilde aktardığını söyleyebiliriz.
İnsan Olmak, bireyi kendine bakmaya, kendini anlamaya ve elbette hepsinin ötesinde kendisiyle hesaplaşmaya çağıran dostane bir sese sahip! Kitap; Birey ve Toplum, Ana Baba ve Çocuk, İnsanlardan Korkmak, Öfke Ve Düşmanlık, Değersizlik Duygusu, Kaygı, Sorumluluktan Kaçış, Yalnızlık, Ortakyaşam İlişkisi, Nevrotik Kısırdöngü, Yaşam Ve Ölüm, Kendini Yaşamak olmak üzere 12 bölümden oluşmaktadır. Aslında başlıklar göz önüne alındığında yazarın; insanın hikayesini ilkçağlardan alarak günümüze kadar getirdiği ve insan doğasında var olan davranışlarının arka planındaki olgu ve duyguların ortaya konmaya çalıştığı anlaşılmaktadır. Bu akış, bize biraz da Maslow’un İhtiyaçlar Hiyerarşisi’ni anımsatmaktadır. Bu anlamda eserin sistematik bir şekilde ilerlediği ve her başlığın da birbiriyle bağlantılı olduğu söylenebilir.
Eserdeki her başlığın verdiği önemli mesajlar bulunmakta olup iki tanesinin ön plana çıktığı söylenebilir: “İnsanların Onayını Almaktan Vazgeçin!” ve “Varoluş Sorumluluğunuzu Üstlenin!”
Ayrıca eserde çeşitli yaşantı ve deneyimlerden süzülerek “öz”e ulaşmış birçok cümle vardır: Bunlardan bazıları şunlardır:
• Kimse siyah ya da beyaz olarak nitelendirilemez. Aslında hepimiz grinin tonlarıyız.
• İnsanın kendi içinde ürettiği kargaşa dış dünyadaki