Üzerlerine ne kadar budalalık belenmişse, o kadar çeşni katarlar hayata. Hayatın tadı buruksa, o vakit adı hayat olamaz. Zaman geçtikçe ister istemez hayatın buruklaşacağının bilincinde olmak yok mu, işte bu, insanın doğasındaki varlığa karşı tiksinti duygusu, ancak bu tür eğlence ve gösterişle bir nebze olsun bastırılabilir.
Kim bilgeliğiyle öne çıkmak kaygısındaysa işte en çok o anlayışla kafa sallar ve her fırsatta alkışlamaktan geri durmaz, tıpkı keyfinin yerinde olduğunu belli etmek isteyen eşeğin kulaklarını sallaması gibi.
Fakat Allah kahretsin! İnsan anlatmak istiyor albayım,
Böyle budalaca bir özleme kapılıyor.
Bir yandanda hiç konuşmak istemiyor
Tıpkı oyunlarda ki gibi çelişik duyguların altında eziliyor.
Fakat benimde sevmeye hakkım yok mu albayım?
Yok.
Peki albayım.
Bende susarım o zaman,
Gecekondumda oturur anlaşılmayı beklerim.
Fakat albayım, adresimi bilmeden nasıl bulup anlayacaklar?
Sorarım size, nasıl kim bilecek benim insanlardan kaçtığımı?
Ben ölmek istiyorum sayın albayım, ölmek.
Bir yandan da gözucuyla ölümümün nasıl karşılacağını seyretmek istiyorum.
Tehlikeli oyunlar oynamak istiyor insan,
Bir yandan da kılına zarar gelsin istyemiyor.
Küçük oyunlar istemiyorum albayım.