M

M
@mg2404
Esse de serinletmiyor bizi rüzgar ve servinin altında ipince kalıyor gölge ve çevrede her şey dağlara yokuş mu yokuş; Ağırlıkları çöküyor üstümüze artık nasıl öleceklerini bilemeyen dostların.
Sayfa 75
Reklam
Nerede o her şeyi değiştiren çift ağızlı gün? Batmayacağımız bir ırmak yok mu acaba? Lotusun uyuşturup beslediği ruha birazcık çiy damlatacak bir gök var mı? Bir tansık bekleriz, sabır taşında, göğü açacak ve her şeyi mümkün kılacak, meleği bekleriz eski oyunlardaki tıpkı akşamın açılmış güllerinin yittiği saatte... Yalnızca anılarda kaldın, yelin ve yazgının kızıl gülü, sen ağır ezgi gecenin gülü, gelip geçtin, sen al fırtına denizin fırtınası... Basittir dünya
Sayfa 44
Düşlerin gerçekleştiği saatte gündoğuşunun tatlılığında açılan dudaklar gördüm yaprak yaprak. Onları biçer diye korktum gökte parlak ince bir orak.
Sayfa 276
Uyku bir ağaç gibi sarmıştı seni, yeşil yapraklarla, soluyordun bir ağaç gibi erinçli ışıkta bir saydam pınarda yüzüne baktım; kapalıydı gözkapakları, suları çiziyordu kirpikler. Parmaklarım parmaklarını buldu yumuşak otlarda nabzını tuttum bir an ve başka yerde duydum yüreğindeki acıyı. Çınarın altında, su kıyısında, defnelerin içinde alıp götürüyordu uyku, parçalıyordu seni çevremde, yanıbaşımda, dokunamadan ben bütünlüğüne senin, kendi sessizliğiyle bir olmuş sana; gölgenin büyüyüp küçüldüğünü görüyordum öteki gölgelerle kaybolduğunu, seni bırakan ve tutan öteki evrenin içinde... Yaşadık yaşayalım diye bize verdikleri yaşamı. Acı bunca sabırla bekleyenlere kara defnelerin arasında, çınarların ağırlığı altında yitenlere ve yapayalnız, sarnıçlara ve kuyulara konuşanlara ve sesin halkalarında boğulanlara. Acı yoldaşa: Kıtlığı ve teri bizimle paylaşıp mermer yıkıntıların ötesinde, güneşe bir kavga gibi dalan alacağımız ödülün tadını çıkarmak umudundan yoksun yoldaşa... Uykudan öte, dinginliği ver bize.
Sayfa 71
Bir göl oldu yalnızlık bir göl oldu yoksunluk erden ve kırışıksız bir göl.
Sayfa 169