M

M
@mg2404
Hepsini affetmek, hepsini istemektir.
Sayfa 59
Reklam
Uygulanamayacak bir yasak koymak, hem yetki hem de itaat olgusunu aşağılar dolayısıyla da hem yasaya hem de ahlaka yönelik saygıyı tahrip eder. İntiharı yasaklamak nihai bir ahmaklık ve nihai bir nezaketsizliktir. Hayatı reddetme seçimini kabul etmeyen ve bu seçime saygı göstermeyen, bizzat hayatı, gerçek anlamda kabul etmez ve bu hayata saygı göstermez.
Sayfa 288 - 285, 286
Onu, hiçbir sanlık veya yakıştırma eklemeden Büyük Kitap olarak adlandırıyorum; bu sakınmanın ve sınırlılığın içinde, aşkınlığın kayıtsızlığına karşı çaresiz bir soluk ve sessiz teslimiyet var; çünkü hiçbir sözcük, hiçbir gönderme, korkudan titremenin, dilimizi yakmış ve havsalarımızın almayacağı isimsiz şeyin karşısında duyulanları açığa çıkarmaya, kokusunu ayırt etmeye ve damıtmaya yetmiyor. Bu ölçüsüz şeylerin, bu hesapsız mükemmeliğin karşısında sıfatların dokunaklı oluşlarının, yakıştırmaların kışkırtıcılıklarının faydası olur mu hiç. Üstelik okur, hani bu öykünün muhatabı olan gerçek okur, ancak gözlerinin içine bakıp derinlere ışık saçtığım anlarda beni anlayacaktır. Bu kısa ama güçlü bakıştan, elini şöyle bir tutuştan, söylediğimi yüklenecek, anlayacak ve bu derin kabulün heyecanıyla gözlerini yumacaktır. Zaten bizi ayıran bu masanın altında, hepimiz, gizlice el ele tutuşmuş değil miyiz? Kitap... çocukluğun başında bir yerde, yaşamın ilk şafağında, ufuk onun yumuşak ışığıyla aydınlanmıştı.
Sayfa 113 - Aylak Adam Yayınları
İlkbaharın köklerine kaynaşan bütün öyküler arasında bir tanesi var ki, çok uzun zaman önce gecenin malı olmuş, semanın dibine ebediyen yerleşmiş, yıldızlı mekanların sonsuz eşlikçisi ve fonu olmuştur. Her ilkbahar gecesi, ne olursa olsun, bu öykü kocaman adımlarla, kurbağa vıraklamalarının ve durmadan çalışan değirmenlerin üstüne çıkar. Bir adam gecenin değirmenleri tarafından serpiştirilen donuk yıldızlar altında yürür, kucağında, pelerininin altında bir çocuk taşıyarak kocaman adımlarla yürür gökyüzünde, hep yoldadır, bitimsiz bir uzamda durmak bilmeyen bir yolculuk içindedir. Ah, o kocaman yalnızlığın hüznü, ah gecenin enginliğinde öksüzlüğün ölçüsüzlüğü, ah o uzak yıldızların parıltısı! Bu öyküde zaman değişmez artık. Her an, yıldızlı ufuklardan geçer, büyük adımlarla yanımızdan geçer ve bu hep böyle olacaktır, hep yeniden başlayacaktır, çünkü zaman bir kez rayından çıktı mı, ayağının altındaki zemin kayganlaşacak, dipsiz bucaksız bir biçimde yinelenmeyerek tükenmez olacaktır. Adam yürür ve kollarındaki çocuğu taşır; geçişin kesik devamlılığını açığa çıkarmak için gecenin acı düsturu olan bu nakaratı bilinçaltında tekrarlarız, bazen yıldızların karmaşıklığıyla örtülür, bazen sonsuzluğun estiği uzun suskun zaman aralıklarında tamamen görünmez olur. Uzak diyarlar yakına geliverir, korkunç bir ışıltıyla parlar, sonsuzluk aracılığıyla sessiz, dilsiz işaretlerle şiddetli sinyaller gönderirler; adamsa ilerler, oradaki fısıltılar, gecenin müthiş tatlı kandırmacaları ve sessizliğin dudaklarında biçimlenen kimsenin dinlemediği o tek sözcük karşısında güçsüz, yeknesak ve umut vermeyen bir biçimde küçük kızı sakinleştirir.
Sayfa 161 - Aylak Adam Yayınları161, 162
GENÇKIZLAR Acımızın ılık biçimisiniz sizler o hafif pembeliğinizle beslenen tatlı topraktan geçip gidersiniz bizi ezen gülüşünüzle. Göğün sınırına döner ilk kanatlar, bahçelerin hüzünlü durgunluğunu bular akşam çevreye ve zaman, dilsiz, dolaşır güzelliğinize. Boşuna oysa: Neden yakar ki okşayışınız derin ve bilinmedik, ve gökyüzü sınırsız dinlenir sizde bir yaprak gibi, bengiliğinde. Ve sıcak ellerinizde buram buram süreksiz tacı tutkularımızın bütünüyle, taşırken her biriniz gençliğin acısını.
Sayfa 8